EROL ERKILINÇ YAZDI; “ZORUNLU DİN DERSi UYGULAMASI ZULÜMDÜR, SUÇTUR”
Bir ülkede devletin görevi, çocuklara belirli bir inancı benimsetmek değil; onların özgürce düşünebilecekleri, sorgulayabilecekleri ve kendi vicdani kararlarını verebilecekleri bir eğitim ortamı oluşturmaktır. Devlet, herhangi bir dinin, mezhebin ya da inanç yorumunun temsilcisi değildir. Devletin dini olmaz; insanın dini, inancı veya inançsızlığı olur.
Bu nedenle zorunlu din dersleri, yalnızca eğitim sisteminin tartışmalı bir uygulaması değildir. Aynı zamanda çocuğun vicdanına, ailenin inancına ve toplumun çoğulcu yapısına yönelmiş bir müdahaledir.
Adına ister “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” densin, ister başka bir ad verilsin; bir ders belirli bir inancı ve o inancın belirli bir mezhepsel yorumunu doğru, üstün ve benimsenmesi gereken yol olarak anlatıyorsa artık kültür öğretimi olmaktan çıkmıştır. Din eğitimine, hatta kimi durumlarda inanç aşılamaya dönüşmüştür.
İnanç, zorla öğretilemez. İbadet, baskıyla yaptırılamaz. Vicdan, devlet eliyle biçimlendirilemez.
Bunların yapıldığı yerde eğitimden değil, ideolojik yönlendirmeden söz edilir.
Bir çocuğun vicdanı devletin mülkü değildir
Çocuk, devletin üzerinde istediği düşünceyi deneyebileceği boş bir levha değildir. Çocuğun da kişiliği, düşüncesi, vicdanı ve temel hakları vardır. Ailesinin de çocuğunu kendi dinî ve felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme hakkı bulunmaktadır.
Devlet, Alevi bir çocuğa Sünni İslam anlayışını zorunlu biçimde öğretemez. Sünni bir çocuğa Aleviliği, Hristiyan bir çocuğa İslam’ı, Müslüman bir çocuğa Hristiyanlığı benimsetmeye çalışamaz. Bir dine inanmayan ailenin çocuğunu herhangi bir dinin kurallarını öğrenmeye ve sınavlarda bunlardan sorumlu tutulmaya mecbur bırakamaz.
Çünkü vicdan özgürlüğü yalnızca inanma hakkı değildir. İnanmama, inancını açıklamama, değiştirme ve hiçbir inancın eğitimine zorlanmama hakkını da kapsar.
Bir öğrenciye “Bu dersten muaf olmak istiyorsan hangi dine veya inanca mensup olduğunu açıkla” demek bile başlı başına baskıdır. İnsan, temel bir haktan yararlanabilmek için inancını devlete kanıtlamak zorunda değildir. Devletin öğrencileri nüfus kayıtlarına, ailelerinin inançlarına veya mezheplerine göre ayırması laiklikle de eşit yurttaşlık ilkesiyle de bağdaşmaz.
Bir çocuğa yıllarca kendi ailesinin inancının eksik, yanlış veya tali olduğu duygusunu vermek pedagojik bir hata değildir yalnızca. Bu, çocuğun kimliği üzerinde açılan derin bir yaradır.
İşte bunun adı zulümdür.
Sorun din değil, zorunluluktur
Zorunlu din derslerine karşı çıkmak, dine veya dindarlara karşı çıkmak değildir. Tam tersine, gerçek anlamda inanç özgürlüğünü savunmaktır. Çünkü devletin denetlediği, sınırlarını çizdiği ve sınav konusu yaptığı bir inanç alanı, zamanla özgür vicdan alanı olmaktan çıkar. Dinini öğrenmek isteyen insanın önünde hiçbir engel bulunmamalıdır. Aileler çocuklarının kendi inançları doğrultusunda eğitim almasını isteyebilir. Devlet de isteyen herkesin bu ihtiyaca eşit, adil ve ayrımcılıktan uzak biçimde ulaşabilmesini sağlamalıdır. Fakat bunun temel koşulu gönüllülüktür.
İman, notla ölçülemez.
İbadet, sınav sorusuna dönüştürülemez.
Ahlak, yalnızca belirli bir dine veya mezhebe aitmiş gibi öğretilemez. Ahlaklı olmanın tek yolu dindar olmak değildir. İnançlı insanlar arasında iyiler ve kötüler bulunduğu gibi, herhangi bir dine inanmayan insanlar arasında da vicdanlı, dürüst ve erdemli insanlar vardır. Çocuğa ahlak kazandırmanın yolu korkutmak, günah ve ceza kavramlarıyla kuşatmak değil; adaleti, eşitliği, sevgiyi, dayanışmayı, insan haklarını ve bütün canlılara karşı sorumluluğu öğretmektir.
Üstelik zorunlu din öğretimi, yalnızca farklı inançlara mensup olanlara zarar vermemektedir. İnançlı Sünni ailelerin çocukları açısından da devletin tek tip ve resmî bir din yorumu oluşturması sakıncalıdır. Din devletleştirildiğinde samimiyetini, devlet dinselleştirildiğinde tarafsızlığını kaybeder.
Laiklik, dinsizlik değildir. Laiklik, devletin bütün inançlar karşısında tarafsız kalmasının; inananın da inanmayanın da özgürlüğünü güvence altına almasının adıdır.
Mahkeme kararları ne söylüyor?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. maddesinde “din kültürü ve ahlak öğretimi” zorunlu dersler arasında sayılmaktadır. Ancak aynı maddede bunun dışındaki din eğitim ve öğretiminin kişilerin isteğine, küçükler bakımından ise kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olduğu açıkça belirtilmektedir.
Buradaki temel ayrım son derece önemlidir: Dinler hakkında tarafsız, nesnel ve çoğulcu bilgi vermek başka; belirli bir dini veya mezhebi benimsetmeye yönelik eğitim vermek başkadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2007 tarihli Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye kararında, o dönemdeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretiminin nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerini karşılamadığı sonucuna vardı. Alevilik inancına ilişkin öğretimin yetersizliğini ve muafiyet sisteminin ailelerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlayamadığını belirledi.
Mahkeme, 2014 tarihli Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye kararında da yapılan değişikliklerin sorunu çözmeye yetmediğini; Sünni İslam anlayışından farklı dinî veya felsefi görüşlere sahip ailelere uygun bir seçenek sunulmadığını tespit etti.
Anayasa Mahkemesi de 7 Nisan 2022 tarihli Hüseyin El ve Nazlı Şirin El kararında, incelediği dönemde uygulanan müfredatın tarafsız din kültürü öğretiminin sınırlarını aştığını belirledi. Mahkemeye göre söz konusu içerik, İslam’ın belirli bir yorumunun eğitim ve öğretimi niteliğine dönüşmüş; bu nedenle ebeveynlerin eğitimde dinî ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı ihlal edilmişti.
Dolayısıyla yıllardır dile getirilen itiraz yalnızca siyasi bir görüş veya kişisel rahatsızlık değildir. Ulusal ve uluslararası yargı kararlarında karşılık bulan ciddi bir insan hakları sorunudur.
Elbette “suç” sözcüğünü kullanırken bir hukuki ayrımı korumak gerekir: Zorunlu dersin varlığı tek başına Türk Ceza Kanunu’nda adı konulmuş bağımsız bir suç değildir. Ancak devletin, mahkeme kararlarını ve temel hakları görmezden gelerek çocukları tek yanlı bir inanç eğitimine mecbur bırakması; siyasal ve vicdani anlamda topluma karşı işlenen ağır bir suçtur. Somut uygulamalar ayrımcılık, baskı veya görevin kötüye kullanılması niteliğine ulaştığında ayrıca hukuki sorumluluk da doğabilir.
Bu yüzden “zulümdür, suçtur” sözü gelişigüzel söylenmiş bir söz değildir. Çocukların vicdanına müdahale edilmesine karşı yükseltilmiş ahlaki ve demokratik bir itirazdır.
En ağır bedeli Alevi çocukları ödedi. Ödemeye de devam ediyorlar.
Türkiye’de zorunlu din derslerinin en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerin başında Aleviler gelmektedir. On yıllar boyunca Alevilik ya hiç anlatılmamış ya yüzeysel birkaç bilgiyle geçiştirilmiş ya da Sünni merkezli bir anlayışın içinde eritilerek sunulmuştur.
Alevi çocukları okulda öğrendikleriyle evlerinde ve cemlerinde yaşadıkları arasında bırakılmıştır. Bazıları kimliğini gizlemek zorunda kalmış, bazıları arkadaşlarının küçümseyici sözlerine maruz kalmış, bazıları da öğretmenin veya ders kitabının dili nedeniyle kendi inancından utanmaya itilmiştir.
Bir çocuğa ailesinin inancının görünmez olduğunu hissettirmek ayrımcılıktır. Onun ibadethanesini yok saymak, inanç önderini tanımamak ve yüzyılların oluşturduğu öğretisini folklorik birkaç cümleye indirgemek eşitlik değildir.
Alevilik, zorunlu din dersinin içine serpiştirilecek birkaç kavramla temsil edilmiş olmaz. Aleviler adına devletin Alevilik tanımı yapması da çözüm değildir. Bir inancın nasıl anlatılacağına öncelikle o inancın mensupları, kurumları ve uzmanları söz sahibi olarak katılmalıdır.
Asıl çözüm ise hiçbir çocuğun istemediği bir din veya mezhep eğitimine zorlanmamasıdır.
Çözüm açık ve mümkündür
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi gerçekten dinler, inançlar, felsefi düşünceler ve etik değerler hakkında tarafsız bilgi verecekse yeniden yapılandırılmalıdır. Müfredat; Sünniliği, Aleviliği, Hristiyanlığı, Museviliği, Ezidiliği, farklı inanç geleneklerini, ateizmi ve agnostisizmi çoğulcu bir yaklaşımla ele almalıdır.
Dersin amacı inandırmak değil, bilgilendirmek olmalıdır.
Herhangi bir dinin ibadetlerini uygulamalı biçimde öğretmek, duaları ezberletmek veya inanç esaslarını öğrenciye benimsetmek isteyen dersler ise ancak seçmeli olabilir. Ailelere ve öğrencilere gerçek bir tercih hakkı tanınmalıdır. Muafiyet isteyen hiç kimse inancını açıklamaya veya ispatlamaya zorlanmamalıdır. Muaf tutulan öğrenciler damgalanmamalı, okul yönetimleri tarafından baskıya uğratılmamalı ve not sistemi içinde dezavantajlı hâle getirilmemelidir.
Çocuğun üstün yararı, devletin ideolojik tercihinden önce gelmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı tek tip insan yetiştiren bir eğitim düzeni değildir. Birbirinin inancını bilen, farklılığı düşmanlık nedeni saymayan, eleştirel düşünebilen ve eşit yurttaşlık bilincine sahip kuşaklara ihtiyacımız vardır.
Çocukların vicdanından ellerinizi çekin
Zorla öğretilen din, inanç üretmez; korku, ikiyüzlülük ve kimlik çatışması üretir. Devletin makbul gördüğü inancı çocuklara dayatmak toplumsal barışı sağlamaz; ayrımcılığı derinleştirir. Bir inancı diğerlerinin üzerinde konumlandırmak, o inanca da iyilik etmez. Onu siyasetin ve iktidarın aracına dönüştürür.
Bugün yapılması gereken bellidir: Çocukların vicdanından devletin elini çekmek, ailelerin dinî ve felsefi kanaatlerine saygı göstermek ve eğitimi gerçek anlamda laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu hâle getirmek.
Hiçbir çocuk, ailesinin inancı yüzünden sınıfta ötekileştirilmemelidir.
Hiçbir öğrenci inanmadığı bilgileri sınavda doğru cevaplamak zorunda bırakılmamalıdır.
Hiçbir aile, çocuğunu bir dersten kurtarabilmek için inancını devlete açıklamaya mecbur edilmemelidir.
Din ve vicdan özgürlüğü çoğunluğun sahip olduğu bir ayrıcalık değil, herkesin vazgeçilmez hakkıdır. Çoğunluğun inancını devlet gücüyle azınlığa dayatmak demokrasi değildir. Bunun adı baskıdır, ayrımcılıktır, zulümdür.
Çocukların vicdanını kuşatan, farklı inançları eşitsizleştiren ve mahkeme kararlarına rağmen sürdürülen zorunlu mezhepsel din eğitimi, toplumun geleceğine karşı işlenmiş ağır bir suçtur.
Çözüm, dinleri yasaklamak değil; inancı özgürleştirmektir.
Çözüm, çocuklara neye inanacaklarını söylemek değil; onların özgürce düşünebilecekleri bir ülke kurmaktır.
Çözüm, zorunluluk değil özgürlüktür.