Abidin Uyar Yazdı; “Görev (erdem) ahlakına karşı, üç günlük dünyevi çıkar ahlakı…”

10.10.2026
7
A+
A-
Aslında felsefenin bana öğrettiği erdem ahlakı(görev)teorik akılla alakalıydı.
Fakat  farkında değildim.
Yani ben antropolojik kültürle içinde hazır doğduğum  ve beleş bulduğum (sanki sizler öyle bulmadınız mı?)
Müslümanlığa ve merak ettiğim Kuranı anlama çalışmalarından sonra;
  “aaaaaa ben çalmanın ,hırsızlığın, cana kıymanın, kabalığın, yetim hakkı yemenin, şımarıklığın, hak edilmemiş zenginliğin, kamunun parası ile şatafatlı hayat yaşamanın, her türlü kötülüğü yapmanın çok iyi bir şey olduğunu zannediyordum .Sonra Kuran’a bir baktım ki bunların hepsi çok kötü günah ve haram dediğimiz davranışlarmış artık öğrendim.” demedim.
Hayır hiç böyle olmadı .
Bunları ben İslam sayesinde öğrenmedim .
Teorik akıl bana sürekli söylemişti.
Teorik akıl hiç hata yapmaz .
Neden zalimin yanında yer almamam ve  adaletsizliğe neden karşı çıkmam gerektiğini, sözlü akdime neden sadakat göstermem gerektiğini, ödeyemeyeceğimi bildiğim borcu bir arkadaşımdan asla istemem gerektiğini ve söz verdiğimde ödemem gerektiğini, bana yapılmasını istemediğim terbiyesizliği, hakareti, adaletsizliği, kabalığı çirkinliği, başkasına asla yapmam gerektiğini bana  İslam dini öğretmemişti.
 Kuran ve İslam sadece bende zaten istidat olarak hazır bulunan “yetiyi” hatırlattı.     
 O bende ve her insanda vardı.
Ancak bazı insanlarda  pratik akıl(zeka ) devreye girdi.
Pratik akıl teorik akla hiç danışmadığı ve onun kriterlerinden geçmeyi kabul etmediği için zekası ile çaldı, çırptı, imar komisyon üyesi olup belli zümrenin çıkarlarıAslında felsefenin  bana öğrettiği erdem ahlakını(görev)ben, annem ve babamdan öğrenmiştim.
Fakat  farkında değildim.
Yani ben antropolojik kültürle içinde hazır doğduğum  ve beleş bulduğum (sanki sizler öyle bulmadınız mı?)
Müslümanlığa ve merak ettiğim Kuranı anlama çalışmalarından sonra;
  “aaaaaa ben çalmanın ,hırsızlığın,cana kıymanın, kabalığın,yetim hakkı yemenin,kibrin,şımarıklığın,hak edilmemiş zenginliğin, kamunun parasını yemenin,her türlü kötülüğü yapmanın çok iyi bir şey olduğunu zannediyordum .
Sonra Kurana bir baktım ki bunların hepsi  çok kötü günah ve haram dediğimiz davranışlarmış artık öğrendim.”
Hayır hiç böyle olmadı .
Bunları ben İslam sayesinde öğrenmedim .
Teorik akıl bana bize söylüyordu.
Teorik akıl hiç hata yapmaz .
Neden zalimin yanında yer almamam ve  adaletsizliğe neden karşı çıkmam gerektiğini, sözlü akdime neden sadakat göstermem gerektiğini, ödeyemeyeceğimi bildiğim borcu bir arkadaşımdan asla istemem gerektiğini ve söz verdiğimde ödemem gerektiğini, bana yapılmasını istemediğim terbiyesizliği, hakareti, adaletsizliği, kabalığı çirkinliği, başkasına asla yapmam gerektiğini  bana  İslam öğretmemişti.
 Kuran ve İslam sadece bende zaten istidat olarak hazır bulunan “yetiyi” hatırlattı.     
 O bende ve her insanda vardı.
Ancak bazı insanlarda  pratik akıl(zeka ) devreye girdi.
Pratik akıl teorik akla hiç danışmadığı ve onun kriterlerinden geçmeyi kabul etmediği için zekası ile çaldı, çırptı, imar komisyon üyesi olup belli zümrenin çıkarları  için plan değiştirdi* mirasta kardeşlerinden mal kaçırdı, yetim hakkı yedi ,makam ve mevkiden aldığı güç ile Tanrıdan rol çaldı.
Astı, kesti, hapsetti .
Güvenerek ona oy verenleri yüz üstü bırakıp başka partiye geçti.
Fakat bunları da yaparken toplum gözünde  haklı gözükmeyi de aklından hiç çıkartmadı .
Türklük ve Müslümanlık soyut kavramlardır…
Ülkemi soyanların, nepotizme bulaşanların, imar rantı için plan değiştirenlerin, kıyıları yağmalayıp doğayı tahrip edenlerin, hukuku katledenlerin  tamamı Türk ve Müslümandı.
Ne Türklük ne Müslümanlık onlara  hiçbir ahlaki değer katmamıştı .
Neden katmamıştı ?
Çünkü Türklük, Müslümanlık  tıpkı DİN gibi sübjektif var olandır.
Onlar soyut kavramlar olup ancak soyutlanarak bireyin davranışında somutlaşır. 
Bu kavramlar ancak objektif varlık olan insan ile ortaya çıkar ve insanın eylemleri ile değer kazanır veya değer kaybeder…
***
Bir (X)şahsı ben milliyetçiyim ve Müslüman’ım diyebilir .
Bir Mafya lideri (X) te milliyetçi ve Müslüman olabilir.
Örneğin bürokrasi sınıfı da tamamen Türk ve Müslümandır  .
İçlerinde imam hatipli olanları, parti yolu ile belli mevkilere  getirilmiş ilahiyatçı olanları da olabilir…
Hiç biri, bir biri ile özdeş değildir .
***
POLİTİKA YAPICISIDA BÖYLEDİR …
Ak Parti Serkan Bayram’ın konuşmaları gündeme düşünce çok şaşırmıştım.
Mesleğinin avukatlık olduğunu sonra öğrendim…
Sözcü’ye de konuşmuştu.
 Fon krizi ile alakalı çok ciddi eleştiride bulunmuştu.
Mesleği olduğu için adaletin işleyişi  hakkında da eleştiride de  bulunmuştu. . .
Okları da direk Ak partiye idi.
“Partide bir sürü kişinin ismi geçiyor, top çevirmeye gerek yok. Millet aç, millet intihar ediyor“ diyordu .
Daha da ileri gitti .
“Reis partiyi kapatsa daha çok oy alır” demişti.
Allah Allah!Bu adam neler diyor derken,
Daha radikal söylemle eleştirilerine devam etti.
“Bu millet iki duyguya bakar: Cebindekine ve gönlündekine. Cebindekini veremiyorsun, ondan sonra ‘Belediyeyi kaybettim geri alayım’ diyorsun. Üsküdar’ı kazanamıyorsun, meclis üyelerini tutukluyorsun. Sahada kazanamadığını masada kazanmaya çalışmak kabul edilemez; bundan utanıyorum.” Kaynak AL Bakış.-Ahmet Taşgetiren
İlk duyduğumda ve basında okuduğumda bunun hesabını sana sorarlar dedim içimden.
Nedeni çok açıktı .
Bizde lider sultası asla izin vermez bu tip doğrucu Davut olmaya .
Zaten önce Fıkıhçı izin vermez .
Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın Eylül 2021’deki bir okur yazışmasında geçen “İktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem” şeklindeki ifadeleri  hala unutulmadı .
Koca fıkıh allamesi .
Hey gidi hey!En çok aldandığım insanlardan biriydi…
Tabi malum  medya topa gene girmedi…
Beni şaşırtan Serkan beyin bu demeçleriydi .
Ne olmuştu?
Birden hidayete mi ermişti?
Ama işte o özdeşlik ilkesi  devreye girmiş olabilir  demiştim.
Diğer benzer milletvekillerinden ayrılmasına sebep olmuştur belki dedim.
Çünkü Serkan bey AK Parti milletvekilleri  aynı çatı altında benzer olabilirdi .
Fakat  felsefi düşüncede  benzerlik onun tekil varlık olarak yalnız kendisi ile özdeş olduğunu söylüyordu .
Bu ayrıcalık ondaki “ben” ile açıklanabilirdi .
“Düşünüyorum öyle ise ben varım” demiş olabilirdi.
O” ben” yani öz bilinç  ortaya çıkıp diğer milletvekillerinden  ayrı düşünmüş olabilirdi .
Ancak kural değişmedi.   
Benim Serkan beyi kimin pişman ettiğini bilmem mümkün değil tabi .
Ancak kesin olarak bildiğim bir şey varsa bunu yanına koymazlardı .
Çok kısa bir süre sonra bir pişmanlık dilekçesi verdiğini gördük .
İşte buna hiç şaşırmamıştım .
Ha şimdi taşlar yerine oturdu dedim.
Serkan bey “Engelli kardeşlerimize ilişkin duyarlılığım sözlerimi sertleştirmiş olabilir” diyerek;
 “Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm dava arkadaşlarımdan, teşkilatlarımızdan ve AK Parti’ye gönül vermiş milyonlarca vatandaşımızdan maksadını aşan ifadelerimden dolayı haklarını helal etmesini istiyorum” 
Eksik olmasın yaşadığım yerdekiler dahil AK partiye gönül vermiş vatandaşlardan helallik  istemiş.
Neden helalliği mağdur olan fon zedelerden veya  telafisi asla mümkün olmayan sayılı ömürleri siyaseten  çalınmış olan insanlardan, mahvolmuş ailelerden  bu helallik  esirgenmiş   onu henüz anlamış değilim . 
Tabi gene ses ve eleştiri  belli yazarlardan geldi  .
Ör;  Kararda Ahmet Taş getiren harika bir eleştiri yazdı…
Yazar Elif Çakır daha başka sağlam mantık çatmıştı .
AK Partinin hukukçu vekili Bayram, yüzbinlerce insanın mağduru olduğu fon vurgununda vurgun yapan AK Parti’nin Sosyal Politikalarından sorumlu başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya için dedi ki:
“Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyor. Kimse kusura bakmasın, herkes bedelini ödesin. Yol arkadaşlarıma, bize haksızlık. Cumhurbaşkanımıza haksızlık. Artık içim acıyor.”
Fon vurgununda ismi geçenlerin kim olduğuna bakılmaksızın hesap sorulmasını, AK Parti’nin gerçek manada arınmasını isteyen Bayram dedi ki:
“Genel başkan yardımcıları var deniyor, bürokrasiden kimseler var deniyor, bakan yardımcılardan var deniyor. Kim varsa bunun içinde temizlensin. Partimiz gerçek manada aklansın.”
Sözleri yalan mıydı?
İftiramıydı demek istiyordu yazar… 
Yani bence sağlam mantık.
Tamam özür dilemesini anlayabilirdik ama ya sözleri  o sözleri ne yaptı?
O sözlerde mi hükümsüzdü?
Yazar Akif Beki’ye göre ise “AK Parti milletvekili Serkan Bayram aslında alelâde doğruları konuşmuştu.”
“Partimiz gerçek anlamda aklansın” demişti.
Oda benim gibi allame Hayrettin Karamadan bahsediyordu .
“İlahiyat hocası Hayrettin Karaman, seçim zamanı Yeni Şafak’taki köşesinde şu başlıklarla ortaya koymuştu…
Beka Meselesi, 14 Mart 2019:
“Ahlakçılar da 17 ve 25 Aralık arifesinden beri yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, adaletsizlik ve liyakatsızlıktan yoğun bir şekilde söz ediyorlar (Sanki bunlar daha önce yok idi!).”
.bunlar ahlakı istismar ediyorlar. Ortada fol yok, yumurta yok, işleri güçleri olanı abartarak ve ikna edici bir alternatif de sunmadan mevcudu yıkmaya uğraşmaktan ibaret.”
Doğrucu Davud Olmak, 13 Haziran 2019:
“…asıl maksadım, yalnızca doğruyu söylemenin yetmediği ve her zaman caiz olmadığı…
Her türlü fahşayı, hukuksuzluğu,soygunu ,zulmü,haklı gösteren şu efsunlu kavram
BEKA…
Yaptım ama neden yaptım birde bana sor?
(Mantık çarpıtması)…     
 
Şu beka kavramını apolojiye** kurban eden ve  AK partili olmayan başka partili bir arkadaşımdan duymuştum.
Çok sevdiğim, samimi, insan olarak harika bir kardeşimdi.
Fakat apolojiye baş vurarak bu mantık çarpıtmasına gitmeye mecburdu .
Çünkü varoluşsal olarak bir siyasi partisi  ve tapılacak lideri vardı.
İçindeki ona ait olan “beni/öz bilinci ortaya çıkartamadan maalesef “BİZ” olmuştu .  
*Apoloji:Bir suçlama veya eleştiri karşısında kişinin kendisini ya da görüşlerini savunmasıdır
 için plan değiştirdi, mirasta kardeşlerinden mal kaçırdı, yetim hakkı yedi ,makam ve mevkiden aldığı güç ile Tanrıdan rol çaldı.
Astı, kesti, hapsetti .
Güvenerek ona oy verenleri yüz üstü bırakıp başka partiye geçti.
Fakat bunları da yaparken toplum gözünde  haklı gözükmeyi de aklından hiç çıkartmadı .
Çünkü yaptıklarına teorik akıl izin vermiyordu .
 
Erdem ahlakı için Türklük ve Müslümanlık  yetmez. 
 
Ülkemi soyanların, nepotizme bulaşanların, imar rantı için plan değiştirenlerin, kıyıları yağmalayıp doğayı tahrip edenlerin, hukuku katledenlerin  tamamı Türk ve Müslümandı.
Onları çılgınca alkışlayanlar ve destek çıkanlarda Türk ve Müslümandı… 
Ne Türklük ne Müslümanlık onlara hiçbir ahlaki değer katmamıştı .
Neden katmamıştı ?
Çünkü Türklük, Müslümanlık  tıpkı DİN gibi sübjektif var olandır.
Bu kavramlar ancak objektif varlık olan insan ile ortaya çıkar ve insanın eylemleri ile değer kazanır veya değer kaybeder…
***
Bir (X)şahsı ben milliyetçiyim ve Müslüman’ım diyebilir .
Bir Mafya lideri (X) te milliyetçi ve Müslüman olabilir.
Örneğin bürokrasi sınıfı da tamamen Türk ve Müslümandır .
İçlerinde imam hatipli olanları, sırf bu sebepten   önemli, görevlere getirilmiş ilahiyatçı olanları da olabilir…
Fakat hiç biri, bir biri ile özdeş değildir .
***
POLİTİKA YAPICISIDA BÖYLEDİR …
Ak Partili Serkan Bayram beyin konuşmaları gündeme düşünce çok şaşırmıştım.
Mesleğinin avukatlık olduğunu sonra öğrendim…
Sözcü’ye de konuşmuştu.
 Fon krizi ile alakalı çok ciddi eleştiride bulunmuştu.
Mesleği olduğu için adaletin işleyişi hakkında da eleştiride de bulunmuştu …
Okları da direk Ak partiye idi.
“Partide bir sürü kişinin ismi geçiyor, top çevirmeye gerek yok. Millet aç, millet intihar ediyor“ diyordu .
Daha da ileri gitti .
“Reis partiyi kapatsa daha çok oy alır” demişti.
Allah Allah bu adam neler diyor derken,
Daha radikal söylemle eleştirilerine devam etti.
“Bu millet iki duyguya bakar: Cebindekine ve gönlündekine. Cebindekini veremiyorsun, ondan sonra ‘Belediyeyi kaybettim geri alayım’ diyorsun. Üsküdar’ı kazanamıyorsun, meclis üyelerini tutukluyorsun. Sahada kazanamadığını masada kazanmaya çalışmak kabul edilemez; bundan utanıyorum.” Kaynak AL Bakış.-Ahmet Taşgetiren
İlk duyduğumda ve basında okuduğumda bunun hesabını sana sorarlar dedim içimden.
Nedeni çok açıktı .
Bizde lider sultası asla izin vermez bu tip doğrucu Davut olmaya .
Zaten önce Fıkıhçı izin vermez .
Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın Eylül 2021’deki bir okur yazışmasında geçen “İktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem” şeklindeki ifadeleri  hala unutulmadı .
Koca fıkıh allamesi .
Hey gidi hey en çok aldandığım insanlardan biriydi…
Tabi malum  medya topa gene girmedi…
Beni şaşırtan Serkan beyin bu demeçleriydi .
Ne olmuştu?
Birden hidayete mi ermişti?
Ama işte o özdeşlik ilkesi  devreye girmiş olabilir  demiştim.
Diğer benzer milletvekillerinden ayrılmasına sebep olmuştur belki dedim.
Çünkü Serkan bey AK parti milletvekilleri ile aynı çatı altında benzer olabilirdi .
Fakat  felsefi düşüncede  benzer olması  ayrı, onun tekil varlık olarak yalnız kendisi ile özdeş olması çok ayrıydı…
Bu ayrıcalık ondaki “ben” ile açıklanabilirdi .
“Düşünüyorum öyle ise ben varım” demiş olabilirdi.
O” ben” yani öz bilinç  ortaya çıkıp diğer milletvekillerinden  ayrı düşünmüş olabilirdi .
Ancak kural değişmedi.   
Benim Serkan beyi kimin pişman ettiğini bilmem mümkün değil tabi .
Ancak kesin olarak bildiğim bir şey varsa bunu yanına koymazlardı .
Çok kısa bir süre sonra bir pişmanlık dilekçesi verdiğini gördük .
İşte buna hiç şaşırmamıştım .
Ha şimdi taşlar yerine oturdu dedim.
Serkan bey “Engelli kardeşlerimize ilişkin duyarlılığım sözlerimi sertleştirmiş olabilir” diyerek;
 “Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm dava arkadaşlarımdan, teşkilatlarımızdan ve AK Parti’ye gönül vermiş milyonlarca vatandaşımızdan maksadını aşan ifadelerimden dolayı haklarını helal etmesini istiyorum”
Eksik olmasın yaşadığım yerdekiler dahil AK partiye gönül vermiş vatandaşlardan helallik  istemiş.
Neden helalliği mağdur olan fon zedelerden veya  telafisi asla mümkün olmayan sayılı ömürleri siyaseten  çalınmış olan insanlardan, mahvolmuş ailelerden  bu helallik  esirgenmiş   onu henüz anlamış değilim . 
Tabi gene ses ve eleştiri  belli yazarlardan geldi  .
Ör;  Kararda Ahmet Taş getiren harika bir eleştiri yazdı…
Yazar Elif Çakır daha başka sağlam mantık çatmıştı .
AK Partinin hukukçu vekili Bayram, yüzbinlerce insanın mağduru olduğu fon vurgununda vurgun yapan AK Parti’nin Sosyal Politikalarından sorumlu başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya için dedi ki:
“Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyor. Kimse kusura bakmasın, herkes bedelini ödesin. Yol arkadaşlarıma, bize haksızlık. Cumhurbaşkanımıza haksızlık. Artık içim acıyor.”
Fon vurgununda ismi geçenlerin kim olduğuna bakılmaksızın hesap sorulmasını, AK Parti’nin gerçek manada arınmasını isteyen Bayram dedi ki:
“Genel başkan yardımcıları var deniyor, bürokrasiden kimseler var deniyor, bakan yardımcılardan var deniyor. Kim varsa bunun içinde temizlensin. Partimiz gerçek manada aklansın.”
Fakat özür diledi ya sözleri demek istiyordu .
Sözleri yalan mıydı?
İftiramıydı demek istiyordu .
Yani bence sağlam mantık. Tamam özür dilemesini anlayabilirdik ama ya sözleri  o sözleri ne yaptı?
O sözlerde mi hükümsüzdü?
Yazar Akif Beki’ye göre ise “AK Parti milletvekili Serkan Bayram aslında alelâde doğruları konuşmuştu.”
“Partimiz gerçek anlamda aklansın” demişti.
Oda benim gibi allame Hayrettin Karamadan bahsediyordu .
“İlahiyat hocası Hayrettin Karaman, seçim zamanı Yeni Şafak’taki köşesinde şu başlıklarla ortaya koymuştu…
Beka Meselesi, 14 Mart 2019:
“Ahlakçılar da 17 ve 25 Aralık arifesinden beri yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, adaletsizlik ve liyakatsızlıktan yoğun bir şekilde söz ediyorlar (Sanki bunlar daha önce yok idi!).”
.bunlar ahlakı istismar ediyorlar. Ortada fol yok, yumurta yok, işleri güçleri olanı abartarak ve ikna edici bir alternatif de sunmadan mevcudu yıkmaya uğraşmaktan ibaret.”
Doğrucu Davud Olmak, 13 Haziran 2019:
“…asıl maksadım, yalnızca doğruyu söylemenin yetmediği ve her zaman caiz olmadığı…
Her türlü fahşayı, hukuksuzluğu, soygunu ,zulmü,  haklı gösteren şu efsunlu kavram
BEKA…
Yaptım ama neden yaptım birde bana sor?
(Mantık çarpıtması)…     
Şu beka kavramını apoloji’ye* kurban eden ve  AK partili olmayan başka partili bir arkadaşımdan duymuştum.
Çok sevdiğim, samimi, insan olarak harika bir kardeşimdi.
Fakat apoloji’ye baş vurarak bu mantık çarpıtmasına gitmeye mecburdu .
Çünkü varoluşsal olarak bir siyasi partisi  ve tapılacak lideri vardı.
İçindeki ona ait olan “beni/öz bilinci ortaya çıkartamadan maalesef “BİZ” olmuştu .
*Gemlik ve Bursa büyük şehir belediyesinin bir uygulamasına karşı açtığımız ve kazandığımız davanın
 Sonuçlanan Danıştay’ın kararı…
T.C.
D A N I S T A Y
ALTINCI DAIRE
Esas No : 2024/8055
Karar No : 2026/15
**Apoloji: Bir suçlama veya eleştiri karşısında kişinin kendisini ya da görüşlerini savunmasıdır

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.