Abidin Uyar Yazdı; “Soyguncumuzda birinci sınıftır, batı tabi kıskanır!”

03.10.2026
12
A+
A-
Sovyet delegeler Stalin’i çalışma odasında ziyaret eder.
Görüşme bitip delegeler odadan çıkarken Stalin piposunu aramaya başlar.
Kağıtların altına, masaya bakar bulamaz.
Bunun üzerine siyasi polis şefi Lavrenti Beria’yı çağırır: “Delegeleri koridorda yakalayıp bak bakalım, pipomu onlardan biri mi almış?”
Beria koşarak çıkar.
Bir süre sonra Stalin piposunu masanın altında bulur. “Beria, gel buldum pipoyu gerek kalmadı.”
Beria cevap verir: “Biraz geç kaldınız efendim. Delegelerin yarısı piponuzu aldığını itiraf etti. Geri kalanı da sorgulama sırasında öldü!”
Hikayedir ama çok şey anlatıyor.
Herkesin bildiği ama söyleyemediği doğrular.
Onlar gizli senaryonun parçasıdır. (Kamusal senaryo ve gizli senaryo, ünlü siyaset bilimci James C. Scott‘ın Tahakküm ve Direniş Sanatları kitabında anlattığı iki önemli kavramdır)
Çünkü özel alan gizli ve korunaklıdır.
 Orada taraflar yüzlerindeki maskeleri çıkartır .
Kamusal alanda ise taraflar  maskeli olmak zorundadır .
Özelikle  vatandaşın anında başı belaya girebilir …
Doğal hukuk dahil pozitif hukukun kişiden kişiye değiştiği bu tip rejimler de sıradan bir insanın başı ciddi belaya girebilir .
Muktedir istediği gibi hakaret eder.
Yargı buna ifade özgürlüğü der .
Çünkü yargı muktedirden korkar .
Ama halktan biri aynı sözleri sarf etse ifade özgürlüğü bir anda hakaret olarak karşısına çıkar .
Kamusal alanda bir sokak röportajı bile bireyin başını derde sokabilir .
Bir anda bir örgüt ortaya çıkar ve birey o örgütün lideri oluverir. Artık vitrinde halkı kin ve öfkeye sevk eden örgüt lideri vardır.
Bu tip rejimlerde hiçbir şey şeffaf olmadığı için birçok yalanda üretilir. .
Her şey birbirine karışır .
Doğru ile yalan iç içe geçer .
Onun için bizdeki demokrasin ve cumhuriyet rejimin kıymetini bilelim.
***
Peki bizde böyle şeyler olur mu? Kesinlikle hayır… 
Buna gerekte yoktur!
Ör; İbrahim Kahveci dört yıl önce Halk Tv de ilginç bir ironi yapmış.
İroni Sokrates’in metodudur.
İroni ile çok şey anlatılır .
Dakika 3.50 -4.12
Şöyle diyor.
“AK Parti, Robin Hood’u katlar! Niye katlar?
Robin Hood zenginden almış fakire vermiş, kahraman olmuş.
Asıl kahramanlık ne?
Fakirden alıp zengine vereceksin ve o fakire de kendini alkışlatacaksın. Asıl kahramanlık bu!
Bundan daha büyük kahramanlık, bundan daha büyük başarı var mı ya?
Fakirden alıyorsun zengine veriyorsun ve o fakir de seni alkışlıyor! Bütün veriler bunu gösteriyor.” İbrahim Kahveci .
Lakin bu durum sadece AKP için değil bence;
Kabul ediyorum her şey aleni yapılıyor. Ve hiç çekinilmiyor …
Başta diyanet ve birçok güvenilmesi gereken kuruluş GÜVEN endeksinde en dipte .
Buna rağmen çok sadık ve kesin inançlı bir kitle var .
Ben bu durumun nedenleri ile ilgileniyorum ve neden böyle olduğunu   anlamaya çalışıyorum …
Dindar muhafazakarı üçe ayırıyorum .
Birincisi son derece samimi ve hiçbir çıkarı olmayan inanç sahipleri.
Bunlar kesin inançlıdır.
Kargadan başka kuş tanımam diyenlerdir .
Eric Hoffer’in The True Believer (Türkçede bilinen adıyla Kesin İnançlılar: Kitle Hareketlerinin Anatomisi), fanatizmin, kitle psikolojisinin ve radikal toplumsal hareketlerin kökenini inceleyen dünyaca ünlü bir başyapıttır.
 Kesin İnançlının Psikolojisi: Kesin inançlı insan, şüphe duymayan ve mutlak doğruya sahip olduğuna inanan kişidir. Bu inanç, ona, uğruna ölebileceği ya da bir başkasını feda edebileceği bir anlam dünyası sunar.
·  Değiştirilebilirlik (Interchangeability): Hoffer’a göre bir kitle hareketindeki kesin inançlı kişi, dinden milliyetçiliğe veya komünizmden faşizme kolayca geçebilir; çünkü buradaki asıl çekim merkezi hareketin ideolojisi değil, inanma ve birliğe dahil olma ihtiyacının ta kendisidir.
·  Liderlerin ve Safhaların Rolü: Hareketlerin doğuş, olgunlaşma ve düşüş evrelerinde (öncüler, fanatikler ve pratik eylemciler) liderlerin kitle enerjisini nasıl yönlendirdiği incelenir. 
 
BU KİTLE PSİKOLOJİSİNDE DİN ÇOK ÖNEMLİDİR.
 
Evet din çok önemli faktördür.
Prof. Adem Çaylak, İslam siyasi düşünceler tarihi adlı eserin birinci bölüm SH/5 de çok önemli bir tanım yapar
 
“Tapınağa hâkim olan yönetim
siyasete de hâkim olmuştur” der.
İktidar sembolleri arasında DİN, dindar seçmen için itikattır.
 
İktidarı desteklemeyi itikat olarak görür.
 
Yani amentü esaslarına, birde dindar iktidarları oyu ile desteklemeyi ilave eder.
 
Bu sebepten gerçek samimi dindar İbrahim kahvecinin dediği gibi hem perişan olur hem alkışlar .
Bu samimi dindarın iktidardan hiçbir maddi menfaati  yoktur.
 
Ne ihale kapıcısıdır ne oğluna veya kendine mamalı iş peşinde koşar, ne imar rantı için mücadele eder.
Nede İsviçre’ye, Amerika’ya, servet transferi yapar. Nede borsa manipülasyonunu bilir .
 
İkincisi mürekkep yalamış kamu görevlileridir.
Bunların mamalı makama gelme istekleri en  üst düzeydedir.
Ve bu istekleri iktidarlar aracılığı ile gerçekleşir …
 
Üçüncüsü gözde  meslek sahibi ve zenginlerdir.
Bunların sınıf çıkarları her şeyin üstündedir.  
Buna ben oportünist Müslüman  diyorum .
İki ve üçüncü  grubu samimi dindardan kesin çizgilerle ayırıyorum .
…
GEÇMİŞ FARKLIMIYDI ?
 
Fakat seçmen  Amnesia* denilen unutkanlıkla  malul olduğu için bu güne odaklanır .
* Amnesia, Türkçe karşılığıyla amnezi, kişinin geçmişine veya belirli olaylara dair anılarını hatırlayamaması durumu yani hafıza kaybı demektir. Siyasette bu seçmen davranışına tekabül eder.
Oysa bürokrasi deki yapı ,denetim mekanizmaları geçmişte de hiçbir zaman çalışmamıştı.
Hatırlarım 40 -50 yıl evvel aynı binada  savcılık makamı olduğu halde altta  tapu dairesi  aleni rüşvet  alırdı …
Trafikte de bir kamyon şoförü abim  “görevli benden hem rüşvet aldı hem de helal et demişti” dedi  .
Basta Uğur Mumcu cinayeti ve birçok faili meçhul cinayetler konusunda avamın tahmini gizli  (özel) senaryoda kalmak kaydı ile bence çok gerçekçi idi .
***
Özetle hikayemiz bu günün hikayesi değil .
Çünkü bu olaylar unutuldu.
Hayali ihracatlar, batırılan bankaların yurt dışına yüklü paralarla kaçan genel müdürler .
Al Bakışı (kaynak)
19 Eylül 1994’te Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan’ın silahlı saldırıya uğramasıyla ortaya çıkan büyük bir rüşvet ve yolsuzluk olaydır.
Olayın Gelişimi
  • Silahlı Saldırı: Engin Civan, 19 Eylül 1994 tarihinde İstanbul’da otomobilindeyken Davut Yıldız tarafından vurularak yaralandı. Tetikçi kısa sürede yakalandı.
  • Rüşvet İddiaları: Soruşturma derinleşince iş insanı Selim Edes’in, Emlak Bankası’ndaki arsa işlemleri için Civan’a milyonlarca dolar rüşvet verdiği ortaya çıktı.
  • “Rüşvetin Belgesi mi Olur?”: Yargılama sürecinde Engin Civan rüşvet aldığını reddetti. Bunun üzerine Selim Edes’in mahkemede söylediği “Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk!” sözü Türk siyaset ve hukuk tarihine geçti.
  • Yeraltı İlişkileri: Olayın arka planında mafya liderleri Alaattin Çakıcı ve Dündar Kılıç gibi isimlerin de aracı olarak yer aldığı anlaşıldı. [1, 2]
 
Batık Banka Sahipleri ve Üst Düzey Patronlar (1999-2001 Dönemi)
Türkiye’de 2001 krizi sürecinde TMSF’ye devredilen “batık bankalar” döneminde, bankaların içini boşaltıp yurt dışına kaçan ya da kaçma girişiminde bulunan en bilinen aktörler şunlardır:
 
  • Yahya Murat Demirel (Egebank): Egebank’ın içini boşalttığı suçlamasıyla yargılanırken yurt dışına kaçma girişimlerinde bulunmuş ve uzun süre gündemi meşgul etmiştir.
  • Uzan Ailesi – Kemal Uzan ve Hakan Uzan (İmar Bankası / Adabank): Türkiye bankacılık tarihinin en büyük batık banka skandallarından biri olan İmar Bankası sürecinde, aile üyeleri yurt dışına kaçmış ve Fransa başta olmak üzere farklı ülkelerde yaşamışlardır.
  • 2. Müşterilerin Parasını Alıp Yurt Dışına Kaçan Şube Müdürleri
Doğrudan banka sahibi olmayıp, yönettikleri şubelerdeki milyonlarca lirayı veya dövizi zimmetine geçirerek yurt dışına firar eden şube müdürleri de bulunmaktadır:
 
  • Elbeyi Alemdağ (“Binbir Surat” Lakaplı Müdür): 2001 yılında İstanbul’da bir özel bankanın şube müdürüyken müşterilerin hesaplarından 4,5 milyon dolar ve 500 bin sterlini zimmetine geçirerek yurt dışına kaçmış, 19 yıl boyunca firari olarak yaşadıktan sonra yakalanmıştır. [1]
  • Barış Taki D. (Güneşli Medya Şubesi Müdürü): 2013 yılında sahte imzalarla müşterilerin hesaplarındaki yaklaşık 13 milyon TL’yi boşaltıp Atatürk Havalimanı üzerinden yurt dışına firar etmiştir. [1]
İşimiz vergicilik olduğu için çok iyi hatırlarım.
Net aktif- ekonomik denge vergisi ve daha ipe sapa gelmez bir çok vergiler bu yoksul halktan alındı   ve buharlaştı .
Fakat dediğim gibi politika yapıcının en sağlam sığındığı liman seçmen  hafızasının unutmaya (Amnesia) elverişli olduğuna güvenmesidir .
Halk çok çabuk unutur.
Gelmiş geçmiş tüm iktidarlar bu konuda çok ehildir.
Seks skandalına bulaşmış birçok politika yapıcımız utanmadan aramızda dolaşmıyor mu?
Bir de fon vurguncumuz olsun kıyamet mi kopar ? 
…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.