Arzu Çerkezoğlu, “Türkiye’nin dört bir yanında gelirde vergide ülkede adalet için omuz omuza geliyoruz” dedi.
Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet İçin Emekçi Buluşmaları devam ediyor.

Beşinci Durak Bursa Oldu.
Bursa Kent Meydanı’ndaki Emekçi Buluşmasına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Şükret Sevgener ve DİSK Güney Marmara Bölge Temsilcisi Gökhan Aydın katıldı. Siyasi Partiler ve çok sayıda sivil toplum örgütünün de desteklediği emekçi buluşmasında, bir kez daha meydanlardan adalet için gelirde ve vergide düzenleme istendi.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Türkiye’nin dört bir yanında gelirde vergide ülkede adalet için omuz omuza geliyoruz” dedi.
Alkışlar ve sloganlarla kesilen konuşmasında detaylı bilgiler veren Çerkezoğlu, şunları söyledi:
“Bugün Emekçi Buluşmalarının beşincisinde Bursa’da bir kez daha gelirde, vergide, ülkede adalet için bir aradayız.
Geçen hafta Kadıköy ve Bakırköy Özgürlük Meydanı, Tekirdağ ve Edirne’den sonra bugün Bursa’dayız. Yarın Eskişehir’de, 22 Ekim’de Çanakkale’de, 23 Ekim’de Balıkesir’de emekçilerle buluşacağız.

Bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üretenler; 86 milyon işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar, gençler, çocuklarımız bu süreci her gün yaşıyoruz. Biz geçinemiyoruz. Ücretlerimiz her gün eriyor. Yüksek enflasyon karşısında her gün daha da gerileyen alım gücümüz nedeniyle her gün daha fazla yoksullaşıyoruz. Asla tutmayan enflasyon hedefine göre ücretlerimizi belirledikleri için; büyümeden, milli gelir artışından payımızı almadığımız için; her gün daha fazla yoksullaşıyoruz. Bu da yetmiyor. Dünyanın en adaletsiz vergi sisteminin olduğu ülkemizde vergiler her gün belimizi daha fazla büküyor. Bütün vergi yükü işçinin, emekçinin, halkın üzerinde. En adaletsiz vergi olan dolaylı vergi yani bir kilo patates, domates aldığımızda en zenginin de en yoksulun da aynı oranda ödediği vergi, devletin toplam vergi gelirlerinin yüzde 65’ini buldu. Ücretlerimizden peşin peşin ödediğimiz vergiler her ay daha fazla artıyor. Vergi dilimi soygunu nedeniyle ocakta aldığımızı martta, nisanda; nisanda aldığımızı eylülde ekimde alamıyoruz. Ve bizler bu adaletsiz vergi sistemine karşı; yani çalışanın, işçinin, emekçinin, ücretlinin peşin peşin ve yüksek oranda vergi verdiği ama sermayenin, patronların canı istediği zaman canı istediği kadar vergi verdiği bu adaletsiz vergi sistemine karşı, yan yana omuz omuza geliyoruz.
Öyle bir düzen kurdular ki düzenin bütün çarkları zengini daha zengin yapmak için dönüyor. Düzenin bütün çarkları işçiden alıp patrona, sermayeye vermek için dönüyor. En ibretlik örneklerden bir tanesi işçilere ait olan, işsiz işçilere ait olan, işimizi kaybettiğimizde bir biçimde hayatta kalmamızı sağlayacak olan en önemli sigortalardan biri olan İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları bile artık bir işveren fonuna dönüştü. Özellikle son yıllarda, 2023 yılından bu yana İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçilere ödenen para sermayeye ödenenin yarısı kadar değerli arkadaşlar. İşsizlik Sigortası Fonu nasıl oluşuyor? Bizlerin ücretlerinden kesilen primlerle oluşan; işçilere, işsizlere ait olan İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları ya doğrudan ya çeşitli biçimlerde sermayeye veya iktidara, hükümete kamu borçlanmasının kaynağı olarak aktarılıyor. İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları işverenlere gidiyor. Zamanında GAP gibi büyük projelere kullanılan fon kaynakları şimdi de hükümetin iç borçlanma aracı olarak şeffaf olmayan biçimlerde doğrudan ya da dolaylı bir biçimde sermayeye aktarılıyor. Buradan Bursa Kent Meydanı’ndan, bir sanayi kenti olan, bir işçi kenti olan Bursa’dan bir kez daha söylüyoruz. İşsizlik Sigortası Fonu işçilerindir, işsiz işçilerindir. Amacı dışı kullanımına, işverenlere aktarılmasına son verin diyoruz!
Bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üreten biz emekçiler GEÇİNEMİYORUZ.

Yüksek enflasyon nedeniyle alım gücümüz her gün ama her gün düşüyor. Asla tutmayan enflasyon hedefine göre belirlenen ücret artışları gerçek enflasyon karşısında eriyip gidiyor.
Adaletsiz vergilerin altında her ay daha fazla eziliyoruz; büyük sermaye gruplarından ve patronlardan fazla vergi veriyoruz.
DİSK-AR’ın her ay yayımladığı Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nun Ekim ayı verilerine göre enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine dokuz aylık toplam faturası en az 2 trilyon 254 milyar liraya ulaştı.
- Yılın dokuzuncu ayında enflasyonun sadece sigortalı işçi ücretlerine birikimli toplam faturası 1 trilyon 223 milyar TL!
- İşçiler olarak Eylül 2026’nın en az yarısını vergi, kesinti ve enflasyona çalıştık!
- Asgari ücret yılın dokuzuncu ayında 6 bin 828 lira kaybetti!
Biliyoruz ki bu tablo tesadüf değil.
Hepimizi asgari ücrete mahkum eden bu düzeni değiştirmek için yürüyoruz. O nedenle gelirde vergide ülkede adalet için buluşuyoruz, o nedenle bugün Bursa’dayız.
İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları bile artık bir işveren fonuna dönüştü. 2023 yılından bu yana işçilere ödenen para sermayeye ödenen paranın yarısı kadar. İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları çeşitli biçimlerde sermayeye aktarılıyor.
İşsizlik Sigortası Fonu işçilerindir, işsiz işçilerindir, amacı dışında kullanımına sermayeye aktarılmasına son verin diyoruz.
Oysa kaynak var, oysa üretim var, oysa zenginlik var. Hepimiz çalışıyoruz, hepimiz üretiyoruz. Hepimizin çalışarak ürettiği toplam değer bu ülkenin 85 milyon insanını insanca yaşatmaya yeter de artar bile. O nedenle kaynakların böyle amaç dışı kullanımına son verilmesini ve özellikle son fon vurgununda gördüğümüz gibi denetimin olmadığı, denge ve denetleme mekanizmalarının ortadan kalktığı bir düzenin böyle gitmeyeceğini görüyoruz. Düşünün ki bir asgari ücretlinin tam 6 bin yıl hiç durmadan çalışarak elde edebileceği bir geliri bir avuç insan oturduğu yerden 4 ayda fonlanarak elde edebiliyor. Yani devletin, bu ülkenin bütün değerlerinin, bütün birikimlerinin, bütün kaynaklarının başını bir avuç insan tutmuş, birlikte fonlanıyorlar, birbirlerini denetliyorlar, kimse hiçbir sorumluluk almıyor ve ülkenin bütün kaynakları bir avuç rantiyeci yandaşlara akıtılıyor. O nedenle diyoruz ki bu düzen böyle gitmez. Bu düzeni değiştirmek için yürüyoruz. Gelirde, vergide, ülkede adalet için demokrasi için yürüyoruz.
Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanlarda bıkmadan usanmadan söylemeye devam edeceğiz. Üretim var, zenginlik var, kaynak var. Yani ülke yoksul olduğu için değil, ülke fakir olduğu için değil, adaletli bölüşmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Ülke fakir olduğu için değil, adaletin terazisi bozulduğu için yoksullaşıyoruz. O nedenle bu adalet mücadelesini hep birlikte yan yana omuz omuza büyütüyoruz. İşte kaynakları gösteren, işte birikimi gösteren en önemli belgelerden bir tanesi bütçe öyle değil mi? 2027 yılı bütçesi Meclis’e sunuluyor. Bütçe görüşmeleri başlıyor. Bütçeye baktığımızda hani hep diyorlar ya büyük fotoğrafa bakın diye. O büyük fotoğrafa baktığımızda ne görüyoruz? Bütçenin nasıl paylaşıldığı o tercihleri bize gösteriyor. Ve 2027 bütçesine baktığımızda da bütçenin çok önemli bir kısmının faiz harcamalarına, sermayeye ve faiz ödemelerine ayrıldığını görüyoruz. Bütçede sermaye var, sermayenin talepleri var, sermayenin çıkarları var ama işçi yok, emekçi yok, emekli yok, halk yok. O nedenle değerli arkadaşlar bu yürüttüğümüz mücadele gelirde, vergide, ülkede adalet mücadelesi; aynı zamanda ülkenin geleceğinin mücadelesidir. Taleplerimiz çok açık ve net. Biz gelirde adalet istiyoruz. Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin derhal artırılmasını istiyoruz. Ücretlerimizin hedef enflasyona göre belirlenmesinden vazgeçilmesini, büyümeden milli gelir artışından işçinin, emekçinin, emeklinin payını alması gerektiğini söylüyoruz. Bu ülke büyüyorsa bizim alın terimizle büyüyor, büyümeden payımızı istiyoruz, hakkımızı istiyoruz, kimseden sadaka istemiyoruz.
İkincisi biz vergide adalet istiyoruz. Anayasa’da yazdığı gibi az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi sistemi istiyoruz. Vergilerin dolaylı vergilerden, üç kuruş aldığımız ücretlerimizden kesilen vergilerden toplanmasını değil; sermayenin, faizin, rantın, servetin vergilendirilmesini istiyoruz.
Üçüncüsü değerli arkadaşlar biz emeklilikte adalet ve insanca yaşam istiyoruz. İşte emekçi arkadaşlarımız buradalar. Bu meydanda bütün emekliler olarak yan yana omuz omuza birlikteyiz. Yıllarca çalıştık, yıllarca ürettik. Herkes açısından belli bir süre çalıştıktan sonra emekli olmak ve emekli olduktan sonra da son nefesimize kadar insanca yaşayacak bir ücret hepimiz için temel bir haktır. Devletin de bunu sağlamak görevidir, sorumluluğudur. Emeklileri bir yük olarak gören bu zihniyet terk edilmeli, emekliliğin bir hak olduğu kabul edilmelidir. Bugün emeklilik sisteminde bir dizi adaletsizlik var. İşte kademeli emeklilik isteyenler, emeklilik sistemindeki o sert dönüşümden, sert geçişten kaynaklı yaşanan mağduriyetler, staj ve çıraklık sigortası mağdurları… Bütün bu taleplerin karşılık bulması emeklilikte adalet, insanca yaşam, en düşük emekli aylığının en az asgari ücret düzeyine yükseltilmesi, Hazine’den tamamlama biçimindeki o ucube sisteme artık son verilmesi ve tüm emekli aylıklarının da arttırılması için bu mücadeleyi birlikte büyütüyoruz.
Tüm bu taleplerinizin karşılık bulması için kaynak da var, üretim de var. Adaletli bir bölüşüm istiyoruz ve son olarak değerli arkadaşlar, biz demokrasi istiyoruz. DİSK olarak hep söylediğimiz gibi demokrasi işçinin ekmeğidir. Demokrasinin olmadığı yerde ekmek de yoktur. O nedenle demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği bir ülke için mücadele veriyoruz.
Demokrasi dediğimizde de beş yılda bir gidip sandıkta oy vermeyi anlamıyoruz yalnızca. Demokrasi hayatın her anında, başta işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar, gençler olmak üzere hayatın her anında ve her alanında söz ve karar sahibi olmak demektir. O nedenle işçi sınıfının kendi hayatı hakkında söz ve karar sahibi olmasının biricik yolu olan sendikalaşma ve örgütlenmenin önündeki bütün engellerin kaldırılması için mücadele veriyoruz. Demokrasinin en temel kuralı olan seçme ve seçilme hakkımıza sahip çıkmak için seçildiğimiz belediye başkanlarının tutuklanıp cezaevlerine gönderilip yerine kayyumların atanmaması için ifade özgürlüğümüz için itiraz edenin anında tutuklanıp hapishanelere kapatıldığı bir düzene son vermek için basının özgür olduğu televizyon kanallarının kapatılmadığı gazetecilerin tutuklanmadığı bir ülke için mücadele veriyoruz. Yani biz demokrasi istiyoruz ve bu demokrasi mücadelesini de ülkede emeğiyle geçinen eşitlikten, özgürlükten, adaletten, barıştan ve kardeşlikten yana tüm yoldaşlarımızla ve yol arkadaşlarımızla hep birlikte büyütmeye kararlıyız. İşçi sınıfı olarak biliyoruz değerli arkadaşlar en temel demokrasinin en temel kuralları yoksa bizim de hiçbir hakkımız yoktur. Seçme ve seçilme hakkına el uzatılan bir düzende ne ücretimizin ne sendikal haklarımızın ne de kıdem tazminatımızın bir güvencesi vardır. İşte Orta Vadeli Programlarda açık açık yazıyorlar. Başta son kalemiz dediğimiz kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıracak esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırmayı yasalaştırmayı planlıyorlar. O nedenle bütün bu mücadeleler en temel taleplerimiz bir bütündür ve hep birlikte bu mücadeleyi büyütüyoruz.
Son söz, taleplerimiz açık: Yaşadığımız tabloyu biliyoruz. Bunun gerekçelerini de biliyoruz. Taleplerimizi de hep birlikte haykırıyoruz. O zaman bu mücadeleyi, bu sessiz soluğu Türkiye’nin dört bir yanında büyütme zamanıdır. Asla umutsuzluğa kapılmayacağız. En karanlık, en zor günlerde bile biz yan yanaysak, birlikte mücadele ediyorsak umut var ve bu umudu hep birlikte büyütmek için Türkiye’nin dört bir yanındaki emekçi buluşmalarında sesimizi soluğumuzu büyüteceğiz.
Sesimizin, soluğumuzun, sözümüzün ulaştığı tüm sınıf kardeşlerimize şu an burada olmayan ama şu an fabrikasında, atölyesinde, tezgah başında, okulunda, belediyesinde, hastanesinde, inşaatında nerede bir emekçi kardeşimiz varsa onun yüreğini, sesini, soluğunu da buraya aldık, geldik ve hep birlikte Türkiye’nin dört bir yanına taşıyacağız. Biz yan yana, omuz omuza bu mücadeleyi büyüttüğümüzde biliyoruz ki bu adaletsiz düzenin sonunu hep birlikte getireceğiz. Bu ülkede bu topraklarda eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve kardeşliğin egemen olduğu, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği emeğin Türkiye’si için hep birlikte yan yana omuz omuza mücadeleyi büyüteceğiz.
Biz varsak umut var, DİSK varsa umut var. Umudu hep birlikte büyütüyoruz, yolumuz açık olsun”