Erol Erkılınç Yazdı; “Devletin Alevi Sorunu” (Bölüm 2)
DÜNDEN DEVAM…
Bugünün yöntemi: Tanımak mı, yönetmek mi?
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 9 Kasım 2022’de, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kuruldu. Resmî görevleri arasında cemevlerinin ihtiyaçlarını belirlemek, hizmetleri koordine etmek, yerel yönetimlere ödenek aktarmak, araştırma ve yayın yapmak, eğitim ve kültür faaliyetlerini desteklemek bulunuyor.[7] Kuruluş için 53 kadro ihdas edildi. Bakanlığın açıkladığı verilere göre daha ilk faaliyet döneminde yüzlerce cemevinin bakım-onarım ve tefrişat talebi değerlendirmeye alındı; yüzlerce cemevinin aydınlatma gideri ödendi.[8] Bunlar, maddi ihtiyacı bulunan cemevleri açısından somut hizmetlerdir ve bunu yok saymak doğru olmaz.
Fakat bir kurumun yaptığı bazı yararlı işler, o kurumun demokratik meşruiyeti konusundaki soruları ortadan kaldırmaz. Asıl soru şudur: Alevilik bir inanç olarak mı tanınıyor, yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığı altında yönetilecek bir kültür unsuru olarak mı görülüyor? Cemevleri neden Alevilerin açık talebine rağmen bütün sonuçlarıyla ibadethane statüsüne kavuşturulmuyor? İnanç önderleri kendi topluluklarının rızasıyla mı yetki kazanacak, yoksa kamu kadrosu ve idari ölçütlerle mi biçimlenecek? Danışma ve karar organlarında Alevi toplumunun çoğul iradesi belirleyici mi olacak, yoksa son söz siyasi makamda mı kalacak?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2016 tarihli İzzettin Doğan ve Diğerleri kararında Alevi toplumuna dinî kamu hizmeti sunulmamasını din özgürlüğünün ihlali saydı; Sünni çoğunluk yorumuna sağlanan statü ve kaynaklarla Alevilerin konumu arasındaki belirgin dengesizliğin ayrımcılık oluşturduğuna hükmetti. Mahkeme ayrıca Alevi inancını ve cem erkânını tanımlama yetkisinin devlete değil, inanç topluluğunun kendisine ait olduğunu vurguladı.[9] Bu, tartışmanın özünü anlatan çok önemli bir ilkedir: Devlet inancı tanımlamaz; inananın kendi tanımını ve özgürlüğünü güvence altına alır.
Zorunlu din dersleri konusunda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2007 ve 2014’te, öğretimin Alevi ailelerin inançlarına saygı ve çoğulculuk ölçütlerini karşılamadığına ilişkin ihlal kararları verdi.[10] Anayasa Mahkemesi de 7 Nisan 2022 tarihli kararında, ebeveynlerin eğitim ve öğretimde dinî ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğini belirledi.[11] Buna rağmen sorun, yalnızca birkaç ders kitabına Alevilikle ilgili sayfa eklenmesiyle çözülemez. Bir inancı çoğunluk teolojisinin içinde devletin seçtiği bilgilerle anlatmak, o inanca kendi sesiyle konuşma hakkı vermek değildir.
Başkanlığa yönelik “asimilasyon kurumu” eleştirisi tam da bu nedenle ortaya çıktı. Yedi Alevi çatı örgütü 2022’de yayımladıkları ortak açıklamada, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmamasına, Aleviliğin kültüre indirgenmesine ve cemevleri ile inanç önderlerinin devlet denetimine alınması ihtimaline itiraz etti.[12] Sonraki yıllarda da farklı Alevi kurumları benzer itirazlarını sürdürdü. Elbette Alevi toplumu tek sesli değildir; Başkanlıkla çalışan veya maddi destekleri olumlu bulan kurumlar da vardır. Fakat bu ayrılık bile devletin tek bir “resmî Alevilik” üretmemesi gerektiğini gösterir.
Bütçe burada iki farklı sonuca hizmet edebilir. Eşit statü, şeffaf ölçüt, topluluk özerkliği ve hesap verebilirlik varsa kamu kaynağı hakkın gerçekleşmesine yardımcı olur. Fakat statü tanınmıyor, karar yetkisi merkezde tutuluyor ve kaynak dağıtımı sadakat ilişkisi yaratıyorsa bütçe, inancı güçlendiren değil örgütlü toplumu parçalayan bir araca dönüşebilir. Bu yüzden mesele “Devlet Alevilere para harcamasın” değildir. Mesele, Alevilerin vergileriyle oluşan bütçenin Alevilerin iradesine rağmen onları biçimlendirmek için kullanılmamasıdır.
Bir başka deyişle, devlet geçmişte yasaklayarak yapamadığını bugün himaye ederek denememelidir. Yasak ile himaye ilk bakışta zıt görünür; fakat ikisinde de özne devlettir. Birinde “Seni istemiyorum”, diğerinde “Seni ancak benim şartlarımla kabul ediyorum” denir. Demokratik tanıma ise üçüncü bir cümle kurar: “Sen kendini nasıl tanımlıyorsan o kimliğinle eşit yurttaşımsın.”
Neden hâlâ uğraşıyor ve bu mesele nasıl çözülür?
Devlet mekanizmasının Alevi toplumuyla yüzyıllardır uğraşmasının tek bir nedeni yoktur. Birinci neden tarihsel güvenlik refleksidir: Merkezden bağımsız örgütlenen topluluklar kolayca “iç tehdit” kategorisine yerleştirilmiştir. İkinci neden çoğunlukçu meşruiyettir: İktidar, çoğunluğun inanç dilini devletin ortak dili haline getirerek kendisine toplumsal dayanak üretir. Üçüncü neden denetim arzusudur: Ocakların, dergâhların, derneklerin ve cemevlerinin özerk ağı; merkezî iktidarın tek muhatap ve tek otorite isteğiyle çatışır.
Dördüncü neden siyasidir. Aleviler bir yandan seçim dönemlerinde hatırlanan geniş bir yurttaş kitlesi, diğer yandan iktidarların ideolojik sınırlarına göre muhalif veya kuşkulu görülebilen bir toplumsal kesimdir. Bu nedenle “açılım”, “kardeşlik”, “millî birlik” ve “yerli-millî Alevilik” söylemleri, hak sorununu çözmekten çok siyasal temsil alanını yeniden düzenleme amacı taşıyabilir. Beşinci neden ise yüzleşme korkusudur. Gerçek bir eşitlik, geçmişteki baskıların kabulünü, kurumların değişmesini, bütçe ve yetkinin yeniden paylaşılmasını gerektirir. Devletler çoğu zaman özür dilemekten değil, özrün doğuracağı dönüşümden kaçınır.
Çözüm yeni bir “doğru Alevilik” tanımı yapmak değildir. Aleviliği Diyanet içine almak da, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlamak da tek başına eşitlik sağlamaz. Önce devletin teoloji üretme yetkisinden vazgeçmesi gerekir. Cemevleri, Alevi toplumunun ibadethane olarak tanımladığı yerlerdir; bunun hukukta açık ve ayrımcılık doğurmayacak biçimde tanınması gerekir. İnanç önderlerinin seçimi, eğitimi ve hizmeti topluluğun özerk alanında kalmalıdır.
Diyanet’in geleceği toplumun önünde açıkça tartışılmalıdır: Ya bütün inanç ve inançsızlıklar karşısında gerçek tarafsızlığı sağlayacak köklü ve çoğulcu bir dönüşüm yapılmalı ya da devletin din hizmeti sunan yapı olmaktan çekildiği, kamu kaynaklarının hiçbir inancı ayrıcalıklı kılmadığı bir modele geçilmelidir. Hangi model seçilirse seçilsin, bugünkü belirgin statü ve bütçe eşitsizliği sürdürülemez.
Zorunlu din dersleri, nesnel ve çoğulcu bir dinler ve etik bilgisi dersine dönüştürülmeli; aileleri inancını açıklamaya zorlamayan gerçek bir muafiyet hakkı sağlanmalıdır. Müfredat Aleviliği dışarıdan tarif etmemeli; farklı Alevi geleneklerinin kendi temsilcileri ve uzmanları karar süreçlerine eşit biçimde katılmalıdır. Kamu personeli alımından eğitim ve medyaya kadar mezhep ayrımcılığını izleyen bağımsız mekanizmalar kurulmalıdır.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı dâhil mevcut kurumlar da bu ölçülerle yeniden değerlendirilmelidir. Bir kurum Alevileri yönetmek için değil, Alevilerin eşit haklarını kendi çoğul iradeleriyle kullanabilmesini sağlamak için varsa meşru olabilir. Bunun için yönetimin siyasi atamadan uzaklaşması, karar organlarının Alevi toplumunun çoğulluğunu gerçek biçimde yansıtması, bütçenin şeffaflaşması ve kamu desteğinin sadakat şartına bağlanmaması gerekir. Bu koşullar sağlanamıyorsa kurumun varlığı haklı olarak asimilasyon şüphesi üretmeye devam edecektir.
Son olarak geçmişle yüzleşme ertelenemez. Arşivlerin açılması, hakikat araştırmaları, mağdurların ve ailelerin dinlenmesi, kamusal özür ve etkili yargı süreçleri eşit yurttaşlığın parçasıdır. Çocukların ailelerinden “Kimliğini sakla” öğüdü değil, “Bu ülke senin de ülken” güvencesi duyması ancak böyle mümkün olur.
Devlet Alevilerle neden hâlâ uğraşıyor? Çünkü kendisini yurttaşın vicdanından daha yetkili görüyor. Neden kurum kurup bütçe harcıyor? Çünkü eşitliği tanımaktan çok farklılığı yönetmeye alışmış durumda. Geçmişte baskının dili yasak ve sürgündü; bugün kimi zaman kadro, proje ve ödenek. Araç değiştiğinde amaç kendiliğinden demokratikleşmiyor.
Oysa çözüm son derece açık: Devletin Alevileri değil, kendi tekçi yapısını değiştirmesi gerekiyor. Alevilerin devlete bağlı bir inanca değil, herkes gibi özgür bir vicdana ihtiyacı var. Bu ülkede “devletin Alevisi” de “devletin Sünnisi” de olmamalı; yalnızca eşit, özgür ve onurlu yurttaşlar olmalı. Alevilerin sorunu varmış gibi konuşmayı bıraktığımız gün gerçeği de göreceğiz: Asıl çözülmesi gereken, devletin Alevi sorunudur.
BİTTİ.