Abidin Uyar Yazdı; “Siyasette temiz kalmak mümkün mü?”
Bence mümkün değil .
Onun kuralları vardır.
Baştan tüm değerleri, inandığınız her şeyi kapının önünde bırakmanız gerekir.
Orası bambaşka bir dünyadır .
Orada hedefe giden her yol mübahtır .
Önemli olan sizin hedefinizdir .
Bürokrasi sınıfı devlettir. İsterse görür, isterse görmez ,isterse çıkartır, isterse çıkartmaz rafa kaldırır.
İsterse bir dilekçeyi sümen altı yapar .
İsterse en alttaki dosyayı en tepeye koyar .
Bir bakarsınız on yıllar sonra birden düğmeye basılır .
Bir savaş başlar .
Fakat siyasetsiz bir dünyada düşünülemez .
İşte en can alıcı soruda buradadır.
Bu ikilem nasıl çözülür?
Hem siyasette temiz kalınmayacağını bileceksin, hem de o olmadan hiç bir şey olmaz diyeceksin.
Tam bir paradoks .
Metafizik ve diyalektik .
Metafizik ; duyularla algılanabilen fiziksel dünyanın ötesindeki gerçekliği, varoluşun ve evrenin temel ilkelerini araştıran bir felsefe dalıdır.
Diyalektik ;Diyalog olarak doğmuştur .Gerçeği, doğayı ve düşünceyi karşıtların çelişkisi ve bu çelişkinin aşılması yoluyla inceleyen bir akıl yürütme ve araştırma yöntemidir.
Örneğin ;Neden İktidar ve güç yozlaştırıyor ?
Benim için içinde hem metafizik hem diyalektik bir cevap barındırıyor .
Diyalektik en klasik şekliyle;
Tez: Öne sürülen ilk fikir, görüş veya durum.
Antitez: Teze karşı çıkan zıt fikir veya durum.
Sentez: Tez ile antitezin çatışmasından doğan ve ikisinden daha üst bir aşamayı temsil eden yeni birliktelik
Zıtların birliği ve mücadelesi, evrendeki her şeyin kendi karşıtını içinde barındırdığını ve değişimin bu karşıtların çatışmasıyla gerçekleştiğini savunan temel bir yasadır.
Şöyle düşünün ;
Gündüz dediğimizde zıddı gecedir .
Bizler geceye tanık olmasaydık yani onun zıddı olan gündüz sürekli olsaydı geceyi hiç bilmeseydik gündüz kavramı asla olmazdı. Gündüzün bilincinde hiç olmayacaktık .
Gündüz kavramı gecenin varlığı ile ortaya çıkmakta …
Hep sıcak olsaydı, soğukla evrende hiç tanışmasaydık bizler sıcak kavramını icat edemezdik. Çünkü sıcağın hiçbir anlamı olmayacaktı.
Sıcağın sıcak olabilmesi için muhakkak onun bir zıddı da olmalı ve biz onu bilmeliyiz ki aradaki fark ortaya çıksın ve biz ona sıcak diyelim .
İktidar ve güç yozlaştırıyor.
Lord Acton’un (İngiliz bir Katolik tarihçi, Liberal siyasetçi ve yazardı. Bireysel özgürlüğün güçlü bir savunucusu olan Acton, yoğunlaşmış otoritenin tehlikeleri üzerine yaptığı gözlemlerle en çok tanınır.)
Çok meşhur cümlesi.
“iktidar bozuyor, mutlak iktidar mutlaka bozuyor.”
İşte benim metafizik dediğim hatta aksiyom olarak akıl yürütmenin ilk öncülü(önerme veya önermeler ) olarak kullanılacak bir yasa .
Bu saydıklarım yozlaşmada fizik ötesi bir güç…
Tabi insanı en çok bozan güç, makam ve mevki ile birlikte zenginlik …
Peki hiç istisnası yok mu?
Hiç şüphesiz vardır .
Fakat maalesef yozlaşma ,kibir, otoriterlik genel karakteri .
Peki ne yapılmalı ?
Medeni bir çok ülke bunu kısmen başarmış.
Bozulma ve çürüme bir yasadır .
Entropi yasası bunu anlatır .
Entropi; bir sistemdeki düzensizliğin, kaosun ve rastgeleliğin ölçüsüdür.
Ve evrendeki bu düzensizlik her zaman artma eğilimindedir.
Siyasette de bu böyledir .
Güç, makam, servet (zenginlik)İktidarı daima bozar .
“Bütün insanlarda bir tehlike mevcuttur. Özgür bir devlet için tek kural şu olmalıdır: Güce sahip olan herkes halkın özgürlüğü için bir tehlikedir.”
John Adams
John Adams
“Güç söz konusu olduğunda, insanlara fazla güvenme ve onları anayasanın zincirlerine bağla”
Thomas Jefferson
Thomas Jefferson
PROF ÇOŞKUN CAN AKTAN…
“Demokrasinin en klasik tanımını Abraham Lincoln yapmıştır: “Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi.” Ancak, Lincoln tarafından ifade edilen “gerçek demokrasi” yüzyıllar boyunca insanlığın hep “ideali” olmuş, gerçek yaşamda ise bir “fantasma” olmanın ötesine geçememiştir. Büyük Fransız filozoflarından Jean-Jacques Rousseau’nun dediği gibi “gerçek demokrasi sadece bir idealdir.” Demokrasi uygulamada halk için, halkı yönetenlerin despotizminden başka bir şey olmamıştır.”
Kamusal ve gizli senaryo …
James Scott, “Tahakküm ve Direniş Sanatları” adlı çalışmasında tahakküm ilişkilerindeki açık ve örtük dinamikleri kamusal senaryo ve gizli senaryo olarak kavramsallaştırmaktadır.
Hem hâkim olan hem de tabi olan kamusal ve gizli olmak üzere iki tür senaryoya sahiptir.
Yani, ezilenler ve egemenler sahne önünde ve arkasında bambaşka benlik sunumlarına ve performanslara sahiptirler
Egemen ve ezilenin karşı karşıya geldiği zamanlarda işleyen senaryo kamusal senaryodur. Kamusal senaryoda her iki taraf da maskeli olup birbirlerine rol yaparlar.
Egemen olanın kamusal senaryosu yüce gönüllülük kisvesiyle gücünü sergilemekken, tabi olanın kamusal senaryosu ise rıza, itaat ve boyun eğmedir.
Gizli senaryo ise egemenden yalıtılmış alanlarda, maskelerin çıkarıldığı ve tarafların birbirleri hakkındaki gerçek –menfi- duygu ve düşüncelerini açığa vurdukları senaryodur.
Yani yüz yüze gelindiğinde egemen ben sizler için varım derken, ezilen sen bizim efendimizsin sana minnettarız der .
Ezilenlerin uğradıkları haksızlıktan ötürü biriktirdikleri duygu ve düşünceleri açığa vurdukları gizli senaryo Scott’a göre ezilenlerin açık direnişlerinin alt yapısının hazırlandığı, provasının yapıldığı alt politika kanallarıdır.
Ezen ezdiğiyle doğrudan yüzleşmez.
İktidar, tahakküm ilişkilerinde “yüz” yoktur.
Ancak karşı tarafın sizi izlemediğinden emin olduğunuzda çıkardığınız maskeler vardır.

Bu tahakküm ilişkisi içinde herkes rol yapar ve herkes
herkesin rol yaptığını bilir.
“Herkes biliyor, geminin su aldığını.
Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini .
Ve herkes biliyor, zarların hileli olduğunu…
LEONARD COHEN” Buna rağmen, bu çöküşü, herkes seyrediyor…
İnşallah haftaya borsadaki manipülasyonu yazacağım.
En yetkili bürokrat dahi biliyordu hile olduğunu.
Ve bu çöküş göstere göstere geldi .
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum