Abidin Uyar Yazdı; “Hukukun tek ve meşru amacı nedir?”

05.09.2026
25
A+
A-
Geçen hafta Tanrı öldü derken inandığım gerekçeleri yazmıştım .
Evet din sosyolojisi ve felsefesi ile son 15 yılda tanışmıştım.
Tabi bu tanışma beni bilge yapmadı .
Ancak geçmişteki galat-ı meşhurları (doğru bildiğim yanlışlar)düzeltmem için bir fırsattı.
Çokta iyi yapmışım.
Şimdi gelelim başka disiplinlere .
Bizler şöyle veya böyle politik toplumun üyesiyiz.
Tuttuğumuz siyasi partiler sevdiğimiz liderler olabilir .
Bunların iktidar gelmesi halinde onlardan bir takım meşru taleplerimiz olur .
Örneğin devletin keyfi uygulamalardan kaçması,hukukun üstünlüğü ve ikitdarı denetleyecek bir gücün olması.
Fakat bunun içinde siyaset denilen uğraşın bilimi ve felsefesine ilgi duymak elzemdir .
Ancak bizde hele taşrada siyaset ile uğraşan hiçbir partili, imar komisyon veya encümen üyesi siyaset bilimi ve felsefesini bilmez, merak da etmez. İnanmıyorsanız tanıdığınız varsa sorun.
Siyaset bilimi ile siyaset felsefesi arasındaki fark nedir diye.
Kendi yorumum olmayan üç makaleyi çok anlamlı bulduğum için yazıma dahil ettim.
İkisi hukukçu fakat aynı zamanda üçü de köşe yazısı yazıyor.
Geçen hafta Sayın Mehmet Uçumu okumuştum.
Mehmet Uçum, AİHM ‘in Osman Kavala kararı sonrasında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekilebileceğini öne sürdü.
AİHM’ in kararını “siyasi proje” olarak nitelendirdi.
 “AİHM de Amor da haddini bilsin” diyerek çıkış yaptı.
Türkiye’nin (AİHS le alakalı olarak) taraf olma durumunu ve bireysel başvuru hakkını gözden geçirebileceğini belirtti.
Fakat o da bir hukukçuydu .Üstelik danışmandı. Avrupa insan hakları sözleşmesi (AİHS)ve Avrupa insan hakları mahkemesi kararlarına uymak anayasal bir şarttı .
İşte tam bu süreçte; AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Uçum’ un sözlerini sert bir dille eleştirdi.
Türkiye’nin AİHS’den çekilme tartışmasını “deli saçması” ve “Kafkaen (Kafkaesk) bir absürtlük” olarak tanımladı.
Evrensel hukuk ilkelerinin herkes için gerekli olduğunu, Kavala gibi davaların milli hukuk yoluyla çözülebileceğini ifade etti.
Olay çok net.
Ben hukukçu değilim.
Ancak hukuk felsefesi de malumat düzeyinde ilgi alanım .
Avamdan biri olarak şaşkınlığım  maalesef devam ediyor .
Gerçekten bazı olaylar var ki hukukçu olmanız gerekmiyor.
Vatandaş olarak sadece adalet arayışı içinde olun bu yeter .
Kim olduğu önemli değil.
Bugün ona yarın size de piyango vurabilir…
Taha Akyol ayrıntılı olarak açıklıyor .
Bu konuda en ünlü ceza hukukçusu akademisyenler de olayı doğruluyor .
Bu ülkeye yapılan en büyük kötülük maalesef yargı bürokratının birçok nedenden dolayı örneğin hâkim teminatı ilkesinin ortadan kalkmış olması yargıçları zor durumda bıraktığına inanıyorum .
Tabi kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edilmesi işin başı . 
 İşte Taha Akyol birde bu konuda çok bilinen örnekler veriyor .
Tabi yalansa HSK tarafından yalanlanması lazımdı .
Sırf bu yüzden Türkiye inanılmaz tazminatlar ödüyor .
Bu bilgi 2020 yılına kadar olan rakam .
Peki AİHM kararları bağlayıcı değilse neden bu paraları ödedik ?
Bu paraları tabi ki halk ödüyor.
Hata yapana rücu edilse belki konu bu kadar sorun teşkil etmez .
“Kavala ve arkadaşları “Gezi olaylarıyla darbeye teşebbüs” suçundan 10 Şubat 2020’de 30. Ağır Ceza’da oybirliğiyle beraat etmişlerdi. Çünkü olaylarındaki şiddet eylemleriyle ilişkilerini gösteren hiçbir delil yoktu.
Kavala tahliye edilirken “casusluk” suçlamasıyla yeniden tutuklanıverdi.
HAKİM  TEMİNATININ ÖNEMİ ;
Beraat kararı veren üç hakım HSK tarafından sürüldüler, cezalandırıldılar.
Kavala’ nın Avukatı Prof. Başak Çalı, duruşmada şöyle anlatıyor:
“Beraat kararı veren üç hâkim hakkında disiplin soruşturması yürütülmüş ve neticede, görevi kötüye kullandıkları kararı verilmiştir. Bunun akabinde, daha önce AK Parti adayı olmuş bir isim davada hâkim olarak görevlendirilmiştir. Kavala hakkında beraat verip tahliyesine karar veren üç hâkime disiplin cezası verilmiş olması, kendisini sonrasında yargılayan tüm hâkimler açısından açıkça caydırıcı bir etki oluşturmaktadır…”
Sonra Kavala’ya casusluktan beraat verildi; daha önceden beraat ettiği, “Gezi olaylarıyla darbeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbed hapse çarptırıldı!
İkinci yazı Akif Bekinin yazısındaki kıyası idi .
Yani Akif Beki Trump’un aleni Rahip Brunson’u nasıl kurtardığını anlatıyordu .
Niçin bu sözlere sayın danışman hiçbir tepki göstermemişti?
Trump, her fırsatta lâfı Rahip Brunson’a getiriyor ve bir telefonla onu cezaevimizden kurtardığını anlatarak böbürleniyor.
Bu küstahlığı Trump sayısız kere yaptı ama Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum bir kere bile yargımızın bağımsızlığına müdahale hadsizliği sayarak tepki vermedi.
Oysa Mehmet Uçum, kendi irademizle uymayı taahhüt edip yargı yetkisini tanıdığımız AİHM’e aynı anlayışı göstermiyor.
Osman Kavala’nın âdil yargılanma haklarının ihlâliyle ilgili AİHM kararı kesinleşti. Mahkeme Kavala’nın mahkumiyetini hukuken geçersiz sayıp derhal tahliyesine hükmetti.
Uçum işte bunun için küplere biniyor. Hadsizlikmiş, AİHM milli yargımızın üstünde değilmiş, hiçbir uluslararası merci mahkemelerimize talimat veremezmiş, yargımız bağımsızmış, AİHM kararlarına ister uyar ister uymazmışız, mecburiyetimiz yokmuş, milli yargımıza böyle müdahaleler sürerse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilip AİHM’den çıkmak zorunda kalırmışız vesair.
Yani Başdanışman’a göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı Trump’ın bir sözü kadar hukuki değer taşımıyor.
Ve hukukçu Figen Çalıkuşu hanım efendinin yazısı .
Osman Kavala 3 bin 223 gündür hapiste.
Neden?
Yargının hukuku, “Siyasi veya cezai mekanizmaları muhalifleri susturmak, çoğulculuğu boğmak veya örtülü bir siyasi hedef gerçekleştirmek için” kullanmasından dolayı.
Bunu kim söylüyor?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi.
Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ (AİHS) nin 18. Maddesinin ihlali demek. Bir üye devletin AİHS’nin 18. maddesini ihlal etmesi, yok sayması, kendi hukuksal temelini dinamitlemesi anlamına geliyor. Devletler için büyük utanç bir yerde.
Osman Kavala AİHM Büyük Daire kararı, sıradan bir AİHM kararından çok daha fazlası… Bu karar kesin ve ağır bir karar.
AİHM, AİHS’nin 18. maddesinden hak ihlali kararını sıklıkla vermez. “Devletler buna yeltenerek kendilerini imha etmez” diye düşünür.
18. maddenin ihlalini de içeren Kavala kararı, aynı zamanda Türkiye’nin dolaylı olarak 1954 yılında imzaladığı AİHS’ni de fiilen yürürlükten kaldırdığını ya da en azından dikkate almadığını da kayda geçiriyor.
Bir diğer endişe veren yanı da Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi üyeliğini tehlikeye atıyor olması. Zira AİHS, Avrupa Konseyi’nin anayasasıdır, Konsey’de kalarak Konsey’in anayasasını yok saymaya devam edilemez.
Devletlerin kendi Anayasasını ve uygulamayı devlet olarak taahhüt ettiği evrensel hukuku yok sayması pek görülmüş bir şey değildir.
Tabii AKP açısından daha da hazin bir yan var.
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların esas alınacağına dair hükmü içeren cümleyi AK Parti hükümeti eklemişti.
Üstelik de AYM Kararlarının herkesi bağladığını teminat altına alan Anayasa’nın 153. Maddesi ile AİHM Kararlarına uygulamayı zorunlu hale getiren 90.maddesin uygulanmaması da bu iktidar döneminde oldu.
SONUÇ YERİNE :
“Hukukun tek ve meşru amacı, insan haklarını (kişilik, özgürlük ve mülkiyet) korumak ve adaletsizliği önlemektir.”Frédéric Bastiat

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.