Abidin Uyar Yazdı; “‘İyi bilirdik’ demekle konu acaba kapanır mı?”
31.1.2026 da yayımlanan yazıma şöyle başlamıştım …
“Eğer bir gün hukuk yerine oturur ve siyaset üstüne düşen görevi yaparsa,kirli işlere bulaşmış politika yapıcılarından bürokrasi sınıfına kadar suça bulaşmış kişileri tespit etmek için zannediyorum bu oyun teorisi çok işe yarayacak demiştim .Ve ünlü Mahkum çıkmazı (mahkum ikilemi oyun teorisinden bahsediyordum.”(1)
NOT: Yazımı sonuna kadar okuyacak birileri çıkabilir düşüncesiyle mahkûm çıkmazı oyun teorisini bir kez daha yazdım…
***
Lağım patladı, koku etrafa yayılınca zorunlu bir müdahale oldu.
Bir yetkili ve eski bakanın pis bir işe bulaştığı ortaya çıktı .
Aleyhindeki deliller ciddiydi .
Fakat gece yarısı operasyonu ile sabah karşı göz altına alınmamıştı .
Ters kelepçe ile polis otosuna da alınmadı…
Böyle olunca kelepçeli fotoğrafları da basına dağıtılmamıştı.
Kaçma ihtimali veya delilleri karartması imkan dahilidir diye tutuklanmamıştı.
Ve benim için olması gerekende buydu .
Çünkü henüz yargılanmamıştı .
Masumiyet karinesi işte buydu .
Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi.
Peki sonra ne oldu?
7 Ekim’de AKP Grup Başkanı Abdullah Güler soruşturma için Meclis’te komisyon kurulmasını gereksiz bulduğunu duyurdu: “Fon soruşturmasına ilişkin TBMM’de araştırma komisyonu kurulmasına şimdilik gerek yok, yargı çalışıyor.”
Yargı çalışıyor …
Bu ifade ile AKP Grup Başkanı Sayın Abdullah Güler neyi kast etmiş olabilir ?
Evet yargı çalışıyor.
Kim aksini söyleyebilir.
Fakat gerçek şu ki birçok kişi bu kadar şanlı değildi.
Masumiyet karinesi, kanunsuz suç olmaz ilkesi, AİHM ve Anayasa mahkemesi kararlarına zorunlu uyulması ve daha birçok hukuk ilkesi birçok insana uygulanmadı .
Makara bakara diyen ve aleni ayetle alay eden hakkında en ufak işlem yapılmazken bir sanatçının bence de çok lüzumsuz ve sakil ve hoş olmayan bir sözünden İslam’a hakaret vehmedildi .
Makara bakara diyen şahıs ödüllendirildi…
Büyük elçi yapıldı .
Sanatçıda ise tutuklandı …
Mahkeme, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlarından toplam 19 ay hapis cezasına çarptırarak tahliye etti.
Son on yıl takip edilse yüzlerce olay var .
Günahtan geçtim.
Tanrı korkusu, cehennem azabı, kamu malını yemenin Tanrı katındaki yerini falan atlıyorum.
Çünkü kutsal kitabı devreye sokarsam bu olayları görmezden gelen ve destekleyen dindarların yanında şarapçısı, camiye hiç uğramamış olanı, namazı orucu bilmeyen adamlar bile cennetlik.
Siyasetçi borsada çalıyor, çaldığının yarısını iade ediyor. Affımı istedim diyor .
Alicenap muktedir kabul edildi diyor .
Ve dindar seçmende en ufak rahatsızlık yok.
Muktedir bu yüzden çok rahat ve kendinden emin.
Gerçekten de dindar seçmen tüm sorumluğu bürokrat yükledi .
İNSAN NASIL BİR VARLIK…
Önce insan denen varlıktan bahsedelim .
Gerçekten çok garip bir varlık …
Düşünme yetisi var ama düşünmüyor .
Varoluşsal gayesi nedir?
Ben neden bu dünyadayım?
Benim diğer canlıdan örneğin bir hayvandan farkım nedir ?
Hayvanın ahlaka ihtiyacı var mıdır?
Benim ahlaka ihtiyacım var mıdır ?
Ölüm neden var ?
Ben ölecek miyim?
Peki ölüm sonrası ne olacak?
İyilik ve kötülük arasında terciğimi nerede kullanmalıyım?
Mesela diyelim ki ben bir öğrenciyim.
Bir yargı görevlisi bana çok kötü davrandı .
Yasalardan aleyhime suç icat etti…
Tutuklandım .
Ve sonra aklanıp serbest bırakıldım.
Ama bu arada uzun bir zaman sağlığım bozuldu .
Ailem perişan oldu toplum gözünde itibarım kayboldu .
Ve sonra hukuk fakültesini kazandım.
Diyelim ki aynı göreve ben getirildim .
Önümde iki seçenek var .
Bana yapılan muamelenin aynısını o yargı görevlisine yapmak.
Veya bana yapılmasını istemediğim kötü davranışları muhatabıma yapmamak.
İşte ahlak felsefesin ilk adımı .
Kötülük probleminin ilk nedeni;”kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmak”
Yani bu adaletsizlik bana yapılsaydı ben ne durumda olurdum sorusunu sorduğunuz an kötülük problemi çözülüyor.
Kötülük yapamıyorsunuz .
İnsanın bir özelliği a apriori denilen deney ve tecrübeden önce kazanılmış bilgiye sahip olması .
Düşünce ile bulunan bilgi…
Bu bilgiye huduri bilgi de denir .
Mesela hiçbir eğitim almasanız da o tecrübeyi yaşamasanız da bir binan 10. katından atladığınızda öleceğinizi bilirsiniz .
Yahu nereden biliyorsun hiç onuncu kattan atlamadın ve ölmedin ki diyemez kimse .
O zaman soru şu!
Kötülük bilinir mi?
Bence bilinçli yapılan kötülük hiç kimsenin ikazına gerek kalmadan bilinir.
Cahilde olsa insanın akıl sağlığı yerinde ise bilebilir.
Tabi burada kötülük nedir?
Kime göre kötülüktür gibi felsefi bir soruda sorulabilir.
Ben üzerinde herkesin uzlaştığı kötülükten bahsediyorum.
Hırsızlık,yolsuzluk ,hak edilmemiş servet artışı,rakibi elindeki yargı imkanı ile hapsettirme ve daha bir çok kötülük her kesin üzerinde uzlaştığı kötülüktür .
Peki o zaman insanlar nasıl olurda bu kötülükleri alkışlayabilir?
Nasıl olurda teorik aklı hiç kullanmaz.
SONUÇ YERİNE :
Ne güçlü devletmişiz.
Bu kadar soyguna, bu kadar talana, hala dimdik ayaktayız .
Allahtan hiçbir dönem iktidara komünist Allahsız kitapsız adamlar gelmedi.
Allahtan seçmenimizin çoğu ve seçtiği iktidarlar muhafazakar dindar ve milliyetçiydi !
…
MAHKUM ÇIKMAZI VEYA MAHKUM İKİLEMİ….
Oyun Teorisi Nedir?
- Tanım: Birden fazla karar alıcının (oyuncunun) olduğu durumlarda, herkesin kendi çıkarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırken yaptığı hamleleri ve sonuçlarını inceler.
- Temel Amaç: Diğer oyuncuların olası hamlelerini hesaba katarak en rasyonel ve kârlı kararı bulmaktır(al bakışı)
Ünlü matematikçi John Nash Jr’ın meşhur bir oyun teorisi var. Teori çok basit bir ilkeye dayanıyor: “Eğer bir oyunda rakipsek, benim kaybım senin kazancındır.” Oyun teorisini anlatan en iyi örneklerden biri “Prisonner’s Dilemma” (Mahkumun İkilemi) olarak bilinen örnektir.
Buna göre delilleri yetersiz ama cinayetten aranan iki zanlının trafik suçundan hapse atıldığını düşünelim.
Ayrı hücrelerde birbirlerinin ifadelerini de bilmemektedirler .
Ortada ilginç bir durum vardır .
Zanlılar ya cinayetten yada sadece trafik suçundan yargılanacak .
Ancak cinayet suçundan ceza almaları iki zanlın itirafına bağlıdır .
1.ci olasılık ;Eğer zanlılardan hiç biri itirafta bulunmazsa sadece hırsızlık suçundan ikişer yıl yatacaklar .
2.olasılık :Fakat eğer zanlılardan biri inkar eder diğer zanlı onu ele verecek şekilde itirafta bulunursa o serbest kalacak diğeri 10 yıl hapis yatacak …
3.olasılık :Her ikisi birbirinden habersiz diğerini ele verici itirafta bulunursa, suçu ikisinin birlikte işlediği sabit olacağı için ikisi de beşer yıla mahkum olacaklardır.
Zanlılar için ikilem burada başlamaktadır.
. Eğer her iki mahkum da sadece kendi çıkarını düşünürse (bencil davranırsa),serbest kalmak isteyecektir veya en az ceza ile yani iki yıl ile kurtulmak isteyecektir .
Fakat bu da diğer arkadaşın ifadesine bağlıdır ya o arkadaşı gerçeği anlatırsa .
Böyle bir durumda mahkumlar diğer arkadaşının vereceği cevabı bilmediğinden onlar için açmaz söz konusudur .
Nash dengesi bu açmazın, birbirine güven sorunu (son anda arkadaşı tarafından ele verilme riski) nedeniyle, her iki tarafın da itirafıyla sonuçlanacağını öngörmektedir.
Yani 5 yıl ceza ya razı olacaklardır.
Çünkü öyle örgütlü sofistike çete savaşı ki biri tutuklansa içlerinden,diğerleri ya konuşursa diyerek en asgari hapis cezasına bile razı olacaklar.
Zararı en hafif yolla atlatmak isteyecekler .
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum