EROL ERKILINÇ YAZDI; “İKTİDARLARIN GRUP YORUM KORKUSU”
Bir iktidar müzikten neden korkar?
Bir bağlamadan, gitardan, davuldan, kavaldan ve birlikte söylenen türkülerden neden rahatsız olur? Bir konseri yasaklamak, bir kültür merkezini basmak, müzik aletlerini parçalamak ve sanatçıları susturmak için neden bu kadar büyük bir devlet gücü seferber edilir?
Aslında iktidarların korktuğu şey müziğin sesi değil, o sesin uyandırdığı toplumsal hafızadır.
Grup Yorum, 1985 yılında, 12 Eylül askeri darbesinin toplum üzerinde yarattığı korkunun henüz dağılmadığı bir dönemde kuruldu. O günden bugüne yalnızca şarkı söylemedi. İşçilerin, yoksulların, öğrencilerin, köylülerin, tutukluların, faili meçhullerde kaybedilenlerin ve adalet arayan ailelerin yaşadıklarını müziğin diliyle anlattı.
Onların türkülerinde yalnızlık değil dayanışma, boyun eğmek değil direnmek, unutmak değil hatırlamak vardı.
İktidarların korkusu da tam burada başladı. Çünkü Grup Yorum unutturmuyor
Baskıcı yönetimler yalnız bugünü yönetmek istemez. Geçmişin nasıl hatırlanacağını da belirlemek ister. Topluma hangi olayların hatırlatılacağını, hangilerinin unutturulacağını; kimin kahraman, kimin suçlu, kimin makbul, kimin sakıncalı sayılacağını iktidar belirlemek ister.
Grup Yorum ise resmî tarihin dışarıda bıraktığı acıları şarkılarına taşıdı. Hapishaneleri, iş cinayetlerini, yoksulluğu, sürgünleri, katliamları ve sokakta öldürülen çocukları anlattı. Soma’da yaşamını yitiren madencilerin, Gezi’de öldürülenlerin ve adalet arayan insanların sesi oldu.
Bir gazete kapatılabilir, bir televizyon susturulabilir, bir kitap toplatılabilir. Fakat bir türkü halkın diline yerleştiğinde onu toplatmak mümkün değildir.
Çünkü türkü, onu söyleyen sanatçıdan çıkarak topluma mal olur. Evlerde, sokaklarda, meydanlarda, cenazelerde, grevlerde ve dayanışma gecelerinde yeniden doğar. Bir kuşaktan diğerine aktarılır.
İktidarların Grup Yorum’dan korkmasının birinci nedeni budur: Grup Yorum, unutturulmak istenenleri halka yeniden hatırlatmaktadır. Çünkü seyirci değil, topluluk yaratıyor
Egemen kültür insanı yalnızlaştırır. Herkesin kendi hayatıyla, kendi borcuyla, kendi korkusuyla baş başa kalmasını ister. İnsanların birlikte düşünmesi, birlikte itiraz etmesi ve ortak bir duyguda buluşması ise iktidar açısından tehlikelidir.
Grup Yorum konserlerinde insanlar yalnızca müzik dinlemez. Aynı acıda, aynı özlemde ve aynı adalet talebinde buluşur. insanın aynı türküyü söylemesi, yalnız bir sanat etkinliği değildir. Toplumun parçalanmış kesimlerinin yeniden birbirini görmesi, sesini duyması ve yalnız olmadığını anlamasıdır. İşte iktidarların asıl korkusu budur.
Çünkü iktidarlar tek tek insanları denetleyebilir; fakat ortak bir vicdanda birleşen toplumu kolayca yönetemez. Korkuya dayanan düzenler, insanların birbirlerine cesaret vermesinden çekinir.
Grup Yorum’un büyük konserleri bu nedenle yalnızca konser olarak görülmedi. O meydanlarda yüz binlerce insanın bir araya gelmesi, siyasal iktidarlar açısından denetlenmesi gereken bir toplumsal güç olarak değerlendirildi. Çünkü sanatını pazara teslim etmiyor
Grup Yorum’u farklı kılan yalnızca söylediği sözler değildir. Müziği üretme ve halka ulaştırma biçimi de egemen kültür anlayışına bir itirazdır.
Bugün sanat büyük ölçüde piyasanın kurallarına göre şekilleniyor. Sanatçının ne söyleyeceğini şirketler, sponsorlar, televizyonlar, dijital platformlar ve görünmez sansür mekanizmaları belirliyor. İtiraz etmeyen, suya sabuna dokunmayan ve insanları düşünmeye çağırmayan sanat destekleniyor.
Grup Yorum ise yıllardır başka bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor.
Halkın sorunlarını anlatan, ticari başarıdan önce toplumsal sorumluluğu önemseyen ve sanatını bir dayanışma alanı olarak gören anlayışını koruyor. Yasaklara karşı 2025 yılında albümlerini dijital ortamlarda ücretsiz erişime açması da bu tutumun devamıydı.
İktidarlar ve piyasa düzeni, satın alamadıkları ve denetleyemedikleri sanatçılardan hoşlanmaz. Çünkü bağımsız kalan sanat, yalnız iktidarı eleştirmekle kalmaz; onun kültürel egemenliğini de bozar.
“Güvenlik” gerekçesi her yasağı haklı çıkarır mı?
Devlet, Grup Yorum’a yönelik uygulamaları çoğunlukla güvenlik gerekçeleriyle ve yasadışı örgütlerle bağlantı iddialarıyla açıklıyor.
Bir sanat topluluğunun bütün çalışmalarını, dinleyicilerini ve konserlerini suç alanı içinde değerlendirmek hukuk devletinin kabul edebileceği bir yöntem değildir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü, 11. maddesi ise barışçıl toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alır. Bu özgürlüklere getirilecek sınırlamaların yalnız kanunda yazması yetmez; demokratik bir toplumda zorunlu ve ölçülü olması da gerekir.
Bir konseri yasaklamak kolaydır. Zor olan, eleştiriyi dinlemek ve düşünceyle düşünce düzeyinde mücadele etmektir.
Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in bıraktığı ağır soru
Grup Yorum’a yönelik baskıların en acı dönüm noktalarından biri, Helin Bölek ile İbrahim Gökçek’in ölüm oruçları ve ardından gelen ölümleriydi.
Helin Bölek, 3 Nisan 2020’de ölüm orucunun 288’inci gününde yaşamını yitirdi. İbrahim Gökçek ise eylemini sonlandırmasının ardından, 7 Mayıs 2020’de hayatını kaybetti. Talepleri arasında konser yasaklarının kaldırılması, kültür merkezlerine yönelik baskınların sona ermesi ve tutuklu grup üyelerinin serbest bırakılması bulunuyordu. Bu ölümler hangi siyasal görüşten olursa olsun herkesin vicdanında ağır bir soru bırakmalıdır:
Bir ülkede insanlar yalnızca konser verebilmek, türkülerini söyleyebilmek ve sanatlarını sürdürebilmek için bedenlerini ölüme yatırmak zorunda kalıyorsa orada sorun yalnız sanatçıların değil, demokrasinin sorunudur.
Onların ölüm yöntemini tartışabiliriz. Ölüm orucunu doğru bulmayabilir, eleştirebiliriz. Ancak bu eleştiri, onları böylesine çaresiz bir eyleme sürükleyen koşulları görmezden gelmemize gerekçe olamaz. Çünkü korkuyu yenmenin dilini öğretiyor
Grup Yorum’un şarkılarında sürekli tekrarlanan temel bir duygu vardır: Umut.
Bu umut, gerçeklerden kaçan iyimserlik değildir. Acının içinden çıkan, kayıplara rağmen ayakta kalmayı ve yeniden başlamayı anlatan bir umuttur.
Baskıcı iktidarlar insanların yalnız itiraz etmesinden değil, değişimin mümkün olduğuna inanmasından da korkar. Çünkü umudunu kaybetmiş toplum yönetilebilir; geleceği değiştirebileceğine inanan toplum ise soru sormaya başlar.
“Neden yoksuluz?”
“Neden adalet herkese eşit işlemiyor?”
“Neden düşünceler yasaklanıyor?”
“Neden türkülerden korkuluyor?”
Grup Yorum bu soruların hazır cevaplarını vermekten çok, insanların soru sorma cesaretini canlı tutuyor.
Grup Yorum susturulabilir mi?
Kırk yılı aşkın süredir üyeleri gözaltına alındı, tutuklandı, konserleri yasaklandı ve kültür merkezleri basıldı. Müzik aletleri parçalandı. Şarkılarının halka ulaşması engellenmeye çalışıldı.
Fakat Grup Yorum varlığını sürdürdü.
Çünkü Grup Yorum yalnızca kişilerden oluşan bir müzik topluluğu değildir. Zaman içinde bir geleneğe, toplumsal hafızaya ve ortak söyleme dönüştü. Bir üyesi tutuklandığında başka biri sazı eline aldı. Bir konser yasaklandığında şarkılar başka bir meydanda, evde veya sokakta söylendi.
Bu nedenle “İktidarlar Grup Yorum’dan neden korkuyor?” sorusunun cevabı açıktır:
Grup Yorum’un elinde silah değil saz vardır; fakat o saz insanların hafızasına dokunmaktadır.
Grup Yorum’un arkasında büyük sermaye kuruluşları yoktur; fakat türkülerini sahiplenen geniş bir halk kitlesi vardır.
Grup Yorum’un televizyon kanalları yoktur; fakat şarkıları dilden dile dolaşmaktadır.
Grup Yorum’un devlet gücü yoktur; fakat tarih boyunca bütün baskıcı yönetimleri tedirgin eden bir güce sahiptir: Gerçeği söyleme ve insanlara yalnız olmadıklarını hatırlatma gücü.
İktidarlar bu nedenle Grup Yorum’dan korkuyor.
Çünkü baskının olduğu yerde türkü itiraza, acının olduğu yerde ağıt hafızaya, umutsuzluğun olduğu yerde marş dayanışmaya dönüşür.
Ve halkın diline yerleşen bir türküyü hiçbir iktidar sonsuza kadar susturamaz.