KESK ; “Saldırı Programı OVP’ye Karşı Emeği İle Geçinen Tüm Kesimleri, Ortak Mücadeleye Çağırıyoruz!”
KESK Bursa Şubeler Platformu, basın açıklaması yaparak, Orta Vadeli Program ve Otobanlar/Köprülerin satış planını değerlendirdi. Eş zamanlı ülke genelinde yapılan basın açıklamasını KESK Bursa Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Derviş Erdem gerçekleştirdi. Programın kimler için hazırlanıp, kimlerin hak ve çıkarlarını koruduğu ile ilgili endişeleri paylaşan Derviş Erdem, “Nimet kimlere dağıtılıyor, külfet kimlerin sırtına yükleniyor?” diye sordu.

Detaylı basın açıklaması metni şöyle;
“Biz KESK olarak; üç yıllık dönemin ekonomik ve sosyal politikalarına yön verecek, aynı
zamanda bütçenin hazırlanmasında temel alınacak politika belgesi niteliğindeki Orta Vadeli
Program (OVP) için her dönem aynı soruları soruyoruz: Bu program kimler için
hazırlanıyor? Kimlerin hakkı ve çıkarı korunuyor? Nimet kimlere dağıtılıyor? Külfet
kimlerin sırtına yükleniyor?
TÜİK verilerine göre 4 milyonu kamu emekçisi olmak üzere istihdamda olan yurttaş sayısı
32,5 milyondur. Yaklaşık 10 milyon kişi kayıt dışı çalışmaya devam ediyor. Üstelik bunlara
göçmen, sığınmacı pozisyonda olanlar dahil değil. Yine 16 milyonu aşkın emekli var.
Çoğunluğun gelir, refah, yaşam koşullarını en kısa şekilde özetleyecek olursak:
- Sadece enflasyon ve faiz oranlarında değil, gelir adaletsizliğinde de Avrupa ülkeleri içinde
birinci sırada yer almaktayız.
- Kayıtlı her iki işçiden biri bugün itibari ile açlık sınırının en az 10 bin TL altında kalan
asgari ücretle çalışıyor. Kayıt dışı çalışan 10 milyon kişi başta sosyal güvenlik hakkı olmak
üzere yasal haklarından mahrum bırakılıyor.
- Her dört emekliden biri sadaka verir gibi yapılan ek artışlarla bugün 23 bin 552 TL en
düşük emekli aylığına mahkum edilirken ortalama maaş da giderek en düşük emekli
aylığında eşitleniyor. Her 5 emekliden biri yaşamını sürdürebilmek için yeniden çalışmak
zorunda kalıyor. İktidar ülkemizi yeniden çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi haline
getirerek yeni bir rekorun altına imza atmıştır!
Peki bu ağır koşullara rağmen OVP biz emekçilere ne vaat ediyor?
“Yıllardır enflasyonu düşüreceğimizi söylesek de her yeni OVP ile bir önceki enflasyon
hedefini “güncelleme” kılıfı altında arttırdık. Buna aynen devam edeceğiz.” Diyor.
Hatırlanacağı üzere geçen dönemin Orta Vadeli Programı kamu emekçilerinin toplu sözleşme
sürecine denk gelmiş idi. Tüm itirazlarımıza rağmen 2026-2027-2028 yılları için bir kez daha
20 yıldır tutturulamayan OVP enflasyon hedeflerine endeksli toplu sözleşme esas alındı.
Nitekim enflasyon hedeflerine baktığımızda:
- Bir önceki OVP’de %16 olarak açıklanan 2026 enflasyon hedefinin %28,4’e
- %9 olarak açıklanan 2027 enflasyon hedefinin yaklaşık 2,3 kat artırılarak %21’e,
- %8 olan 2028 enflasyon hedefinin ise %13,5’a çıkarıldığını (tabi ki, yeni bir güncelleme
olmaması durumunda!) görüyoruz.
Kısacası yıllardır aynı hikâyeyi dinliyoruz: Enflasyon düşecek deniliyor, hedefler yükseliyor!
Saldırı Programı OVP’ye Karşı
Emeği İle Geçinen Tüm Kesimleri, Ortak Mücadeleye
Çağırıyoruz!
16 Eylül 2026OVP bu anlamıyla da toplu sözleşmenin hükümsüz kaldığını itiraf etmiş oluyor. Çünkü OVP’de
ücretler bir kez daha gerçekleşen enflasyona göre değil, yine önceden açıklanan ve
sürekli yenilenen hedeflere göre devam etmektedir.
Sonuçlarını son yirmi yıldır yaşıyoruz. Örneğin 2024 yılı hedeflenen enflasyon ile değil
yüzde 44,38 enflasyonla kapandı. Ama 2025 asgari ücreti yüzde 30 artırıldı. 2025 yılı
yüzde 30,89 enflasyonla kapandı, asgari ücret artışı ise yüzde 27’de kaldı.
Kamu emekçilerinin maaş artışlarında da benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır.
En çarpıcı olanı 2027 yılı için yapılacak artış ile mevcut durum arasındaki uçurumdur. İktidar
bu OVP ile 2027 enflasyon oranını %21 olarak güncellemiştir. Bilindiği üzere toplu sözleşme
ile 2027 yılı için bağıtlanan artış %5 + %4’tür. Yani iktidar enflasyon hedefini tutmayacağını
ilan etmesine rağmen toplu sözleşme hükmünü güncellemeye gerek görmemektedir.
Yapılması gereken bellidir: acilen ve ertelemeksizin emekçilerin ek zam talebi
karşılanmalıdır!
Değerli Basın Emekçileri
TÜİK verilerine göre geniş tanımlı işsizlik oranı %30,6’a çıkmıştır. Buna rağmen OVP’de
başta gençler olmak üzere güvenceli, kadrolu istihdama ilişkin tek bir cümle
bulunmamaktadır.
Bunun yerine; “Yeni nesil çalışma modellerine ilişkin mevzuat düzenlemelerinin etkin
uygulanması sağlanacak, mevzuat çalışmaları tamamlanarak güvenceli esneklik
yaygınlaştırılacaktır.” Denilmektedir.
İktidar bu ifade ile gençlere güvencesizlik ve esneklik, yani geleceksizlik taahhüt
etmektedir!
OVP’de güvencesizliği “güvenceli esneklik” kavramıyla yaygınlaştıran “yeni nesil çalışma
biçimleri” aynı zamanda iktidarın “Aile On Yılı” çerçevesinde yürüttüğü planlarının bir parçası
olarak karşımıza çıkıyor. Kadına, cinsiyete dayalı görev tanımlamalarıyla bakım ve ev işleri
yüklenerek emeği hane içinde görünmez kılınırken, istihdamda ise güvencesizlik ve
geleceksizlik kıskacında çifte sömürüye mahkum ediliyor.
Değerli Basın Emekçileri
OVP’nin bir başka gerçeği de vergi politikalarında ortaya çıkmaktadır.
2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 21 iken vergi gelirlerinde yüzde 36 artış, 2028 yılı enflasyon
hedefi yüzde 13,5 iken vergi gelirlerinde yüzde 20,4 artış hedeflenmektedir.
Bu vergi yükünün kimlerin sırtına yükleneceğini 24 yıllık AKP iktidarında hayata geçirilen
politikalardan da biliyoruz. Çok uzağa gitmeye gerek yok. 2025’te toplanan vergilerin yüzde
62,4’ü KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerden oluşurken, patronlardan ve sermaye çevrelerinden
alınan kurumlar vergisinin payı yalnızca yüzde 11,1’de kaldı. Yani işçi, kamu emekçisi, emekli
ve dar gelirli daha ücretini cebine koymadan vergisini ödüyor; kalan parasıyla yaptığı her
harcamada bir kez daha vergilendiriliyor. Buna karşılık siyasal iktidar son beş yılda
patronlara, büyük sermaye gruplarına ve yüksek gelir çevrelerine sağladığı istisna, muafiyet
ve indirimlerle 3 trilyon liradan fazla vergiyi almaktan vazgeçti.
Kısacası Bu OVP’nin de özeti: “Emekçiden al, sermayeye aktar”dır.
2Değerli Basın Emekçileri
Milli Eğitim Bakanı TBMM’ye sunulan bir soru önergesine, yaklaşık 1 ay önce verdiği cevapta;
2025 ve 2026 yıllarında mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı öğrencilerden 9 bin 950
öğrencinin iş kazası geçirdiğini, MESEM kapsamında iş kazası geçiren öğrencilerden 37’sinin
hayatını kaybettiğini açıklamıştır.
Buna rağmen daha önceki OVP’de olduğu gibi bir kez daha: “Çalışmanın fazileti ve
üretmenin toplumsal değeri, örgün eğitim sürecinin başlangıcından itibaren müfredata
yansıtılacaktır… Mesleki ve teknik eğitim müfredatı özel sektörle iş birliği içerisinde
güncellenecek, staj ve işbaşı eğitimi programlarının yaygınlaştırmasını sağlayacak şekilde
yönetim ve finansman konuları da dâhil olmak üzere özel sektör katılımı artırılacaktır.”
Denilmektedir.
Böylece çocuk işçiliğinin eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre daha da
arttırılması hedeflenmektedir.
Değerli Basın Emekçileri
Bu OVP ile mevcut iktidarın “önceliğinin” kimler olduğu bütçelerden faize ayrılan paylarla bir
kez daha teyit edilmiştir.
Öncelik emekçilere, yoksul halka değil faizden, ranttan, özelleştirme talanından beslenenlere
verilmiştir.
Nitekim 2022 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %2,2’ si faiz harcamalarına ayrılırken bu
oran her geçen yıl daha da artmıştır.
Bu son OVP’ye göre 2027 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %3,7’sine denk gelen 4 trilyon 93
Milyar TL’nin faizden beslenen yabancı ve yerli sermayeye aktarılması hedeflenmektedir. Bu
2027 yılında toplanması hedeflenen her 100 TL verginin 20,3 TL’sinin faize gitmesi demektir.
İktidarın önceliği kime verdiğini ispatlayan rakamlardan birisi de OVP’deki
özelleştirme gelirleri kalemidir.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı verilerine göre 1986 yılından itibaren başlanan özelleştirme
uygulamalarının %90’ı AKP iktidarı döneminde gerçekleşmiştir.
Halkın birikimlerinin ürünü olan KİT’ler, fabrikalar, tesisler “özelleştirme “adı altında birkaç
yıllık karları tutarında, hatta bazen sadece arazilerinin karşılığına bile denk gelmeyen
tutarlarda “parsel parsel” sermayeye aktarılmıştır.
Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl 2 devlet köprüsünün ve 8 otoyolun özelleştirmesi iddiaları
ciddi bir şekilde gündeme gelmiş, iktidar bu iddiaları yalanlamıştı. Ancak aynı iktidar daha
birkaç gün önce Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin ve ikisi çevre otoyolu olmak
üzre 8 otoyolun özelleştirme programına alındığı ilan etmiştir.
Hazine ve Maliye Bakanlığı her ne kadar bunun “satış” değil, 30 yıllığına “işletme hakkı
transferi” olduğunu ve mülkiyetin devlette kalacağını savunsa da gerçekler ortadadır.
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu’na göre
bakım ve diğer giderleri düşüldükten sonra 2025 yılında 500 milyon dolar net gelir elde
edilen köprü ve otoyollar sermayeye teslim edilmek istenmektedir.
Ücretsiz olması gereken köprü ve otoyollarının özelleştirilmesinin emekçilere ve halka fahiş
fiyatlar olarak yansıdığını görmek zor değildir. Verili duruma baktığımızda örneğin kamu
olarak işletilen 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet (FSM) Köprülerinden bir
otomobilin geçiş ücreti 59 TL iken Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle özel bir firmanın işlettiği
Yavuz sultan Selim Köprüsünden bir otomobilin geçiş ücreti yaklaşık iki katı olan 110 TL’dir.
3Yine aynı modelle özel bir firmanın işlettiği Osmangazi Köprüsü’nden bir otomobil 1.170
TL’ye geçmektedir. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından işletilen 380 km’lik İstanbul
Ankara Anadolu çevre yolu için bir otomobil 338 TL öderken özel şirket tarafından işletilen
330 km’lik Ankara-Niğde çevre yolu için tam 925 TL ödemektedir. Dolayısıyla iktidarın satışa
çıkaracağı çevre yolları ve köprüler için birkaç kat daha fazla ödeme yapılmak zorunda
kalınacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktur.
Özelleştirme talanı köprü ve çevre yolları ile sınırlı kalmamıştır. Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığına bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından
yürütülen ihale kapsamındaki satışlar bir hafta önce tamamlanmıştır. Toplam 46 ilde, 29 bin
218 hektarlık, yani yaklaşık 40 bin futbol sahası kadar ormanlık ve tarımsal alan özel maden
şirketlerine satılmıştır.
OVP’ye göre iktidar; 2027’de 183 Milyar TL, 2028’de ise 163,5 Milyar TL özelleştirme geliri
elde etmeyi hedeflemektedir. Yani hepimizin ortak varlıklarının; saray iktidarının artan
harcamalarını karşılamak, bütçe açığını kapatarak günü kurtarmak ve önümüzdeki yıl belli
kesimlere “seçim yatırımı” olarak dağıtılmak üzere sermayeye aktarılmasına devam
edilecektir.
İktidar özelleştirmeler yoluyla kamunun gelecek 30 yılda elde edeceği geliri tek seferde,
üstelik büyük zararlarla, hazine garantileriyle tek seferde ve kendi iktidarı sürecinde
kullanmak üzere elden çıkarmaktadır.
Değerli Basın Emekçileri,
Bir kez daha altını çiziyoruz. Bu iktidarın orta vadeli programı da uzun vadeli programı da
emek düşmanı, sermaye dostudur.
Nitekim yıllardır emekçiler, çalışanlar olarak bizlerin gelirleri küçülürken büyüyen sermaye,
patronlar, yandaşlar olmuştur.
Yoksullaştırma politikalarına rıza üretmemiz için dayatılan antidemokratik uygulamalara her
gün bir yenisini eklemeye devam ediyorlar. Ekonomik ve siyasal tüm programları bizleri
iktidarlarına biat eden modern kölelere dönüştürmek üzerine kuruludur.
KESK olarak bu yıkım bütçesini kabul etmeyeceğimizi tüm kamuoyuna buradan bir kez daha
ilan ediyor ve emeği ile geçinen tüm kesimlere çağrıda bulunuyoruz:
Gelin; insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için, emek için bütçe,
güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim.
Baskılara, emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur diyelim.”